Kasım 23 2009
Pazartesi
    mesaj grupları     yardım     üyelik     site haritası

Hazırlayan: Nazan Mengü

PSİKOLOJİK ETKİLERİ KUŞAKLARA AKTARILACAK


Depremden çok kısa bir süre sonra Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ndeki Ruhsal Travma Tedavi Merkezi'nde 'Deprem Danışma Birimi' kuruldu. Yaşamlarını sadece bu felakete endeksleyenler, hiç durmadan 'sallandığını' hissedenler, merkezin kapılarını aşındırdı günlerce. En çok da depremzedeler. Başlangıçta merkeze talep o kadar fazlaydı ki randevu alabilmek için günlerce beklemek gerekiyordu.

Ruhsal Travma Tedavi Merkezi Şef Yardımcısı Doç. Dr. Pakize Geyran, merkezin 1996 yılında kurulduğunu ancak başvuru sayısının yılda 2-3 kişiyi geçmediğini anlatıyor. İlk yıllarda merkeze Güneydoğu'da görev yapan askerler, ensest veya tecavüz kurbanları gelirken 17 Ağustos sonrası binlerce insan yardım istemiş.

İNSANLARIN KİŞİLİĞİNİ DEĞİŞTİRDİ

Bu tür felaketler sonrasında uçlara kaymalar olabilir. Mesela kişinin politik görüşleri değişebilir. Sadece din anlamında değil her anlamda köktencilik ortaya çıkabilir. Değer sistemlerine inanmama durumu ortaya çıkabilir. "Hırsızlık da yaparım, toplum benden hesap soramaz, kimseye hesap vermek zorunda değilim" diye düşünebilir. Topluma karşı tepkisel davranışlar ortaya çıkabilir.

Rutin aslında iyi bir şeydir. Güven sağlar, insanın "ben şuyum" diye kendini tarif etmesine somut zemin sağlar. İnsan rutin içinde kendini iyi hisseder. Bu insanın geçmişindeki hayal kırıklıkları, sevgisizlikler, reddedilmeler, zedelenmişlikler gibi olumsuzlukları kontrol altında tutmayı sağlar. Arada stresler olur, mesela birini severiz reddediliriz, bir işe başvurur kabul edilmeyiz, buna rağmen yeniden bir denge oluşturup devam ederiz. Ama olağanüstü bir durumda hemen uyum sağlayıp da yola koyulmak kolay olmuyor. Orada destekler çok önemli rol oynuyor. Olayın kendisi büyük, destekler zayıf.

SAVAŞ ETKİSİ YAPTI

Bu olay Türkiye'de çok derinden sorgulamalara sebep oldu. Rutinin kırıldığı durumda, işte o alttaki sorunlar, sevgisizlikler, zedelenmişlikler, ezilmeler, reddedilmeler ortaya çıkıyor. Bütün bunları anlatarak bölgedeki sorunun sadece travma sonrası stres hastalığı olmadığını söylemek istiyorum. Öfkeler, yıkıcı tepkiler, kontrolsuz davranışlar gibi kişilikteki değişimler de sözkonusu. Yaşanan büyük savaşların daha sonraki kuşaklarda çeşitli etkileri ortaya çıkar. Ben bu depremin de aynı etkiyi yaptığını düşünüyorum.
Depremin derin sorgulamalara öfke, kontrolsüz davranışlar gibi kişilik değişimine neden olduğunu, sonraki kuşaklarda da etkilerinin hissedileceğini belirten Geyran, merkezdeki çalışmaları, depremle ilgili psikolojik sorunları ve tedavi yöntemlerini anlattı:


- Depremden sonra kaç kişi başvurdu merkezinize?
- İlk 4- 5 ay içinde bin 369 başvuru oldu. İkinci altı ayda ise 672 kişi başvurdu. Altıncı aydan sonra, yani 2000 yılının şubat ayından sonuna kadar 122 kişi geldi. Ancak başvuru sayısının azalmasına bakarak depremin insanlar üzerindeki etkilerinin azaldığını söylemek mümkün değil. Deprem bölgesinden gelen başvurulardaki azalmayı oradaki psikolojik çalışmalara bağlamak da mümkün olabilir.

- Ne tür şikayetlerle geliyorlar?
- Sürekli deprem olacağını düşünmek ve tetikte olmak. Kapalı yerlere alt katlara giremeyenler, evinde yatamayanlar. İstanbul'u terketme planları yapanlar bile vardı. Ya da çocuklarını İstanbul'dan uzaklaştırmak isteyenler.

- Bunlar normal tepkiler mi?
- Böyle bir durumda tehlikeyle başetmek için bazı tedbirler almak son derece normal. Ama bir tehlike karşısında çok korkup başedemediği için bazı tepkiler göstermek daha farklı. İnsanın hayatını sürekli bir tehlike algılamasıyla sürdürmesi ve bu korkuyu yaşamın bütün alanlarına yayması, yaşadığı her olayı içindeki korkuyla ilişkilendirmesi çok başka bir şey. Bu ikisinin sınırını algılamak, ilk başta bizim için de zordu.

- Nasıl bir çalışma uyguladınız?
- Önceleri 8 ya da 10 kişilik grup terapileri yaptık. Bu çalışmalar haftada iki gündü. 4-6 hafta sürdü. Uyku bozukluğu ya da irritabilite, gerginlik reaksiyonları ve karamsarlık gibi belirtileri olanlarda ilaç tedavisi uyguladık. Bir kısmını bireysel tedaviye aldık. Onlar daha çok deprem bölgesinden gelenlerdi. Kayıpları daha ağır olanlardı.


- Sizce deprem bölgesinden yapılan başvurular neden azaldı?
- Hayat öyle tuhaf ki, insan olumsuz koşullara da adapte olabiliyor. Bu adaptasyon bir yaşam biçimi haline dönebiliyor. Onu kabulleniyor insanlar. Prefabrikte yaşıyor. Hiç bir şekilde artık betonarme binaya geçmeyeceğini söylüyor. Bunu bir hastalık belirtisi olarak görmüyor.

Ekonomik kriz deprem korkusunu geri plana itti

Doç. Dr. Pakize Geyran'a göre aradan geçen iki yıla rağmen Marmara Depremi'nin etkileri hala sürüyor. Ama bu korkular ardarda yaşanan iki ekonomik kriz sebebiyle biraz geriye itildi.

"Depremin insanlar üzerindeki psikososyal etkileri sarsıntıdan etkilenme şekline göre hala devam ediyor" diyen Geyran ''İnsanlar depremin etkilerini tamamen atlatmadı, ancak eski kaderci yaşam biçimine çekildi. Ekonomik kriz gibi başka akut problemler olduğu için, depremin psikososyal etkileri gölgede kaldı. Depremin etkilerini geçiştirdik, ama atlattık diyemem'' şeklinde konuştu.


Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Psikiyatrist Doç. Dr. Arif Verimli de, bu tür felaketlerde mal ve can kaybına uğramış insanların acılarının devam etmesi nedeniyle travma sonrası stres bozukluğunun sürdüğünü söyledi.

Bu kişilerin tedavi edilmemelerinin ağır ruhsal çöküntülere yol açtığını vurgulayan Doç. Dr. Verimli "Bu tür felaketlerden hemen hemen herkes etkilenir, ancak yüzde 10'luk kısmında travma sonrası stres bozukluğu ortaya çıkar" diye konuştu. Doç. Dr. Verimli, ''Depremin toplumdaki psikolojik etkileri giderek silinmektedir. Dolayısıyla depremin 2. yılına doğru artık akut stres bozukluğundan söz etmiyoruz, ancak travma sonrası stres bozukluğunu devam ettiren insanlar mevcut'' dedi.
- Bunlar sizce hastalık belirtisi mi?
- Yaşamın olağan rasyonelliğine uymayan bir davranış bu. Hastalık denemez belki ama, yine de yaşamın rasyonalitesine uymuyor. İnsanlar modern yaşamın gereği olarak prefabrik evlerde değil, betonarme binalarda otururlar. Böyle bir yaşam tarzından gelen bir insanın bir felaket sonrası temel alışkanlıklarını terketmesi, bir daha onlara dönmeyeceğini söylemesi derin bir etkilenmenin işaretidir. Ama sonuçta tabi bu insanları o betonarme binalarda oturmaya zorlamayazsınız. Bu derinlik fobisi olan birine zorla "gel seni tedavi edelim" demeye benzer. Böyle bir şeyi yapamazsınız zaten.

Psikiyatride hastalık tanımı koyabilmek için birden fazla belirtinin, üstelik de belli bir eşiğin üzerinde olması gerekir. O eşik de insanın hayatını idame ettirmekle ilgili rutinleri ne oranda kısıtladığına bağlı.

Prefabrikte yaşayan bir evhanımı için, hiç Adapazarı'na gitmemek, hiç betonarme binaya girmemek bir işlevsel bozukluk yaratmaz. Zaten prefabrikte bir arkadaş grubu, belli bir yaşam rutini vardır. Ama bu hanım çocuğunun okulu ya da buna benzer bir resmi iş için Adapazarı'na gidip, valiliğin üçüncü katına çıkamıyorsa, bunu başkasına yaptırıyorsa buna başka bir anlam vermek gerekir.

Şimdi aradan geçen 2 yıldan sonra bize yapılan başvuruların 122 kişiye düşmüş olması da bir anlam kazanıyor. Bunlar, bu kadar geniş boyutta bir daralma yaşayan insanlar ya da sorumlulukları daha ağır olan insanlar. Geçmişteki performanslarına dönmeyi isteyen kişiler. Çoğu "ben böyle değildim, tekrar eskisi gibi olmak istiyorum" diyor. Bu yüzden de profesyonel yardım almayı istiyorlar.

- Bu tür felaketler insanlarda kalıcı ruhsal sorunlara yol açar mı?
- İnsanlarda depremin kalıcı ruhsal sonuçlar doğurması riski, eviniz yıkılsa tanıdıklarınız ölse bile çok yüksek değildir. Literatürde başka örneklerden de bildiğimiz kadarıyla bu bilimsel olarak da kanıtlanmış bir durum.

Bir felaket olarak kişinin psikolojik durumunu alt üst eden bir etki yaratır ama, bununla başetme süreci de sadece bazı kırılganlıklara yatkınlığı olan kişilerde kalıcı bozukluğa yol açar. Onun dışında doğrudan tahrip edici etkisini ortadan kaldırılır, yaşantı olağan seyrine döner, insanların güvenlik duyguları bir şekilde yeniden sağlanır, rutin tekrar başlarsa olup bitenle başa çıkmak daha kolay olur. Ama yaşananlar pek öyle olmadı. Bunun sebepleri etkilenen bölgenin çok geniş olması, şiddetinin büyük olması.

- Başvuranlar arasında uzun süreli ya da yatarak tedavi görenler, merkezinizde kalanlar oldu mu?
- Hastanede kalanlar da oldu ama yatan hasta sayısı çok yüksek değil. Kendine zarar verme ile ilgili stres bozukluğuna depresyonun da eşlik ettiği hastalar ya da çok ağır ümitsizlik, karamsarlık içine giren ölümü düşünen hastalardı. Bunların tedavileri de 6-8 hafta içinde tamamlandı ve çıktılar.









Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım