Anasayfa

CHP'nin kapatılmasından sonra Ecevit'in Evren'e yanıtı:

"Sayın devlet başkanının 16 ekim 1981 günü yaptığı konuşmayı içeren TRT yayınlarında ayrım gözetilmeksizin bütün partilere ve o gün kapatılan bu partilerin yöneticilerine yöneltilen ididalar beni de hedef biçimde öne sürmüştür. Bu yayınlar anayasadaki deyimle 'gerçeğe aykırı yayın' niteliğindedir.
Şöyle ki:

1- yayınlanan konuşmada, 'Siyasi partilerin vatandaşlar arasında uzlaşmaz ayrılıklara, kırgınlıklara ve bölünmelere asla yer vermeden medeni ve seviyeli bir hizmet yarışı yapmaları gerekir. Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak düşünelim, milletin kaderinde başlıca rol oynamış partiler ve yöneticilerinden hangisi 12 Eylül'e gelinceye kadar bu görevlerin idraki içinde oldu? Hangisi devlet çatısının çatırdayarak yıkılmaya başladıını görüp de milletin refahı ve huzuru, devletin bekası için kişisel ve parti çıkarlarından feragatte bulunabildi? deniliyor.

Başka partilerle veya yöneticileriyle ilgili olarak yanıt verme durumunda değilim. Fakat Atatürk'ün kurduğu ve cumhuriyeti de demokrasiyi de kuran, devlet sorumluluğunu ve millet huzurunu her şeyin üstünde tutan Cumhuriyet Halk Partisi, her zaman bu görevin idraki içinde davranmıştır.

Bunun sayısız kanıtlarına, Cumhuriyet Halk Partisi'nde sorumluluk taşıdığım dönemlerden birkaç örnek vermek isterim.

Yıllarca ağır baskı ve haksızlıklarına katlandığı bir siyasal kadronun, 27 Mayıs 1960 ertesinde uğradığı mahkumiyetlerin kaldırılması ve siyasal haklarının geri verilmesi yolundaki etkin girişimleriyle, Cumhuriyet Halk partisi, vatandaşlar arasında 'uzlaşmazlık'ların, 'ayrılık'ların, 'kırgınlık'ların yumuşatılmasına katkıda bulunmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi, başlıca partiler arasında uzlaşma yolunu açarak, 12 Mart 1971 rejiminden demokratik sürece girilmesini kolaylaştırmıştır.

1974'te, halk arasındaki itibarının en yüksek olduğu bir sırada Cumhuriyet Halk Partisi, dış politikaya ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle koalisyon hükümetinden çekilerek ülke ve devlet yararını, kişi veya parti çıkarlarından daha üstün tutmanın bir örneğini vermiştir.

1979 Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde beliren halk eğilimini göz önünde tutarak kendi isteğiyle hükümetten ayrılan Cumhuriyet halk Partisi, başlıca rakibi olan siyasal partinin kuracağı bir azınlık hükümetine, demokrasi açısından ve ulusal birliğimiz ve huzurumuz açısından sakıncalı bir yapı taşımaması koşuluyla destek olma önerisinde bulunmuştur. Gerek o önerisiyle gerek bu koşula uyulmaksızın kurulan yeni hükümetin görev devri sırasındaki tutumuyla da 'devletin bekası' konsunda duyarlılığın ve 'medeni ve seviyeli bir hizmet' anlayışının somut ve ileri örneğini vermiştir.

12 Eylül 1980 öncesinde, 'devlet çatısının çatırdayarak yıkılmaya başladığını' gören Cumhuriyet Halk Partisi, başlıca partilerin, devleti ve demokratik rejimi demokrasi kuralları içinde onarıp kurtarabilecek bir hükümet ortaklığı kurmalarını ve aralarında uzlaşma yoluyla bir cumhurbaşkanı seçebilmelerini sağlamak uğruna, 'kişisel ve parti çıkarlarından' azami 'feragati' göze alarak aylar süren ısrarlı girişimlerde bulunmuştur. Kendim için bir mevki istemeksizin bu konularda aylarca çağrılarda bulundum.

Gerek sağ gerek sol görüntülü bölücü akımlar veya cepheleşme hareketleri karşısında, Cumhuriyet Halk partisi, her türlü cepheleşme düşüncesini reddetmiştir; 'milliyetçilik' kisvesi altında milletimizi bölmeye ve kendi içinde vuruşturmaya kalkışanların da 'halklar' sloganıyla veya mezhep ayrımı kışkırtıcılığıyla Türk halkının bütünlüğünü bozmak isteyenlerin de en kesin biçimde ve Atatürk milliyetçiliğiyle karşısına çıkmıştır.

Hükümette olsun, muhalefette olsun uğradığı çok ağır saldırılara ve kışkırtmalara karşın, Cumhuriyet Halk Partisi, partiler arası mücadele ve tartışmada 'seviyeli' bir üslup sürdürmeye büyük özen göstermiştir. Birçok yöneticilerinin ölümüne yol açan silahlı saldırıların younlaşması karşısında bile, vatandaşların 'huzur'unu, demokrasinin esenliğini ve devletin 'beka'sını gözeterek, barışçı yöntemlere sımsıkı bağlı kalmıştır.

12 Eylül ertesinde bana ve partime yöneltilen ağır isnat ve hücumlar karşısında bile, yayında idida edildiği gibi 'sen-ben kavgası'na girmedim. 2 Haziran 1981 günü yayımlanan 52 numaralı bildiri benim dilimi ve kalemimi kesin yasaklara bağlarken, yalnız belli siyasal çevrelerle yayın organlarından değil, bizzat bu bildiriyi çıkaran yönetimden de bildirinin yasakladığı türde hücumlar gelmesi karşısında sessiz kaldım.

2- 'Gizli kapılar arkasında toplantılar düzenleme' ve 'yalan haberler yayarak temiz vatandaşları mevcut yönetim aleyhine zehirleme' iddialarının muhatabı olmayı da asla kabul edemem. Bugünkü yönetim biçimini ve Türkiye için yönetimce öngörülen rejimi, kendi demokrasi anlayışım açısından, içime sindiremediğim bir gerçektir. İçime sindirmeye de mecbur değilim. Yürürlükteki Anayasa'yı benimsemek ve Türkiye'nin başına getirilen dertlerden Anayasa'nın sorumlu gibi gösterilmesini reddetmek suç olmasa gerektir.

Bununla birlikte benim gibi düşünenlerle konuşurken, Türk Bilahlı Kuvetleri'ne karşı tavır almak anlamına gelebilecek davranışlardan kesinlikle kaçınılmasını gerekitğini, çünkü ordunun, hepimizin ordusu olduğunu her zaman vurgulamaktayım.

'Yalan haber yayma' ifadesine gelince, siyasal veya özel yaşamımda 'yalan'ın tek bir örneği gösterilemez. Ne var ki, bazı acı gerçekleri gözden saklama gayretiyle de yalan siyleyemem.

3- Söz konusu yayında yer alan 'mevki ve menfaat dağıtma' ididasının da hedefleri arasında yer almayı kabul edemem. 12 Eylül 1980'den kısa bir süre sonra, genel başkanlık sorumluluklarımdan hiçbirini yerine getiremez durumda bırakılmam karşısında ve siyasal faaliyet serbest bırakıldığı zaman genel başkanlıımın önleneceği yolundaki açıklama üzerine, kendi mevkimi, seçimle getirildiğim görevi bile bıraktığıma göre, herhangi bir kimseye 'mevki' vaat etmem herhalde söz konusu olamazdı. Kimseye 'menfaat' dağıtabilecek durumda blunmadığım ise sanırım herkesin bilgisi içindedir.

4- 'Siyasi partilerin yöneticileri hala birbirlerine karşı kin ve nefret dolular' yollu idida da benim için geçersizdir. Hiçbir zaman hiç kimseye karşı kin ve nefret beslemedim. Kin ve nefreti insan yüreği için yük saydım.

'Kin ve nefret' ididasına kanıt olarak, sayın devlet başkanının daha önceki konuşmasında, bir yabancı heyete randevu konusuna değinmek suretiyle verdiği örnek de benim bakımımdan gerçeğe aykırı idi. Nitekim, sonradan bu konu bizzat heyet mensuplarından birinin verdiği demeçle açıklığa kavuştu.

5- Söz konusu yayında, yine ayrım gözetilmeksizin, tüm partiler ve parti yöneticileri, 'kendi içimizde halledebileceğimiz problemleri dış ülkelere jurnal ederek birtakım kuruluşlar vasıtasıyla baskı yaptırmak denemelerine girmek'le suçlanıyorlar. Benim bakımımdan gerçeğin tam tersi olan bu suçlamayı da redderim.

Yazı yazma olanağı bulabildiğim birkaç aylık süre içinde açıktan hangi görüşleri belirtti isem, açıkta ve kapalı kapılar arkasında aynı şeyleri söylemeye özen gösteren bir kimse olarak, dış ülkelerden gelip görüşlerimi soranlara da o görüşleri belirttim.

Şimdiki yönetime dışardan baskı yapılması için, doğrudan veya dolaylı herhangi bir girişimde bulunmak şöyle durduğumuz uluslar arası kuruluşlarla bağlantılarımızın kesilmemesi için, bu kuruluşlardan bazılarının raporlarına kadar geçen çabalar gösterdim.

Beni ziyarete gelen yabancılarla görüşmelerimde, kendi siyasal haklarıma getirilen sınırlamalar üzerinde durmadığımı ve durmayacağımı da özellikle belirttim.

Benimle yapılmış bir görüşmenin bir yabancı dergide yayımlanması üzerine, 8 Nisan günü Ankara sıkıyönetim komutanı aracılğıyla bana yapılan bir uyarı üzerine Milli Güvenlik Konseyi'ne ulaştırılmak üzere şunları söyledim:

'Yabancı ülkelerden gelen potikacı, sendikacı veya gazeticlerden iskeyenlerin benimle de görüşmelerine yönetim izin veriyor. Bu uygarca bir davranıştır. Ancak bu kimseler enimle çay içip edebiyattan konuşmaya gelmiyorlar. Türkiye'nin bugünkü ve gelecekteki siyasal durumu ve sorunlarıyla ilgili düşüncelerimi öğrenmek istiyorlar. Herhalde yönetim, onlarla konuşurken kendi kendimle tutarsızlığa duşmemi benden bekleyemez. Bu konularda nasıl düşünüyorsam, kendi sorumluluk anlayışım içinde, herkesle öyle konuşurum' dedim.

Başka türlüsünü yapmak, yalan söyleyemediğim ve düşüncelerime ters biçimde konuşamadğım için, elimden gelmez.

Eğer yabancı konuklarla görüşmelerim, 'gizli kapılar arkasında' oluyor diye, benim 'jurnalcilik' yapıyor olabileceğim düşünülüyorsa, şunu hatırlatmak isteri:

Ocak ayında, bu tür ziyaretçilerin artması üzerine, ben, Dışişleri Bakanlığı'na başvurarak, kendi iradem dışında yabancılarla gizli kapaklı görüşmeler yapıyormuş gibi görünmekten rahatsızlık duyduğumu belirttim ve kendi devletimden sakladığım bir davranışım ve düşüncem olamayacağını söyleyerek, yabancılarla görüşmelerimde devletin bir gözlemci bulundurmasını ısrarla istedim. Fakat bu isteğim kabul edilmedi.

Eğer yabancılarla görüşmelerim kapalı kapılar ardında kalıyorsa bunun sorumlusu ben değilim. 52 sayılı bildiri yürürlükten kaldırıldığı takdirde, yabancılarla görüşürken belirtitğim tüm düşünceleri açıkta da belirtmeyi görev sayarım.

6- Yayınlanan konuşmada, 'kurulacak özgürlükçü demokrasiye... ideolojik, dogmatik sapkınlıktan uzak, Atatürk ilkelerinde birleşebilen partilerle başlama' isteği, tüm siyasal partilerin feshi için bir gerekçe gibi gösteriliyor.

Oysa kişisel değerlendirmelere e önyargılara dayanarak partileri feshetmekle veya devlet yöneticilerinin kişisel eğilimlerine göre partileri ve programlarını sınırlandırıp yönlendirmekle 'özgürlükçü demokrasiye' geçilemez.

Yıllarca, üyeliğini, milletvekilliğini genel sekreterliğini ve genel başkanlığını yapmaktan onur duyduğum Cumhuriyet Halk Partisi'yle ilgili olarak, 'ideolojik dogmatik sapıklık' ididasını da reddederim.

Cumhuriyet Halk Partisi de ben de 'ideolojik dogmatizme' her zaman karşı olduk.

Gerek programımız, gerek olaylar ve değişik akımlar karşısında tutumumuz bunun açık kanıtlarıyla doludur.

Atatürk'ün kurduğu ve onun yolunda Türk devletine ve ulusuna sayısız hizmetler vermiş bir parti Atatürk'ün yüzüncü doğum yıldönümünde kapatılırken, bir de bu partiye 'sapıklık' isnat ediliyormuş gibi anlaşılabilecek resmi beyanlarda sunulması çok acıdır.

Milyonlarca yandaşı olan herhangi bir büyük parti için böyle sıfatlar kullanılması kamu vicdanını da incitir.

'Atatürk ilkelerinde birleşme'ye gelince, o ilkeler, kruluşundan beri CHP programlarının ve tüzüklerinin başında yer alan ve bilinçle bağlı kaldığımız ilkelerdir.

Cumhuriyet Halk Partisi kapatılsa da ülkemizde o ilkeleri, en başka Cumhuriyet Halk Partililer yaşatacaklardır."