|
ŞİİR BENİM KİŞİSEL EYLEMİM
"Benim için şiir yazmak- özellikle siyasete girdiğimden beri- bir iletişim aracı, bir düşünce açıklama yolu değil, bir düşünme yöntemidir." Başbakan Bülent Ecevit, 1976 yılında yayınlanan Şiirler adlı kitabının önsözünde ye alan 'Niçin Şiir' başlıklı yazısına böyle başlıyor.
Ecevit için şiir " topluma mesaj vermek için kullandığı bir yöntem değil." İngiliz şair A.E. Houseman 'ın "şiir söylenen şey değildir" sözünden yola çıkarak şiiri " düşünülen şey değil düşünüş biçimi " olarak tanımlıyor Ecevit. Ve devam ediyor: " Topluma bir bildirim olacaksa bunun için şiirden yararlanmam. Yine de yazdığım şiirlerde bir bildiri bulunabilir. Ama çoğu kez ben de o bildiriyi şiirden öğrenirim veya çıkarmaya çalışırım. Topluma bildiride bulunmak için şiir yazanları eleştirmiyorum. Kimi ozanların topluma insanlığa büyük katkıları olur o yoldan. Ama şiir ille bunun için yazılmalı diyen olursa buna katılamam. Ben yapabildiğim kadar toplumsal görevimi siyasal eylem yoluyla yapıyorum. Siyasal açıklamalarımla yapıyorum. Doğrudan yapıyorum. Şiir benim özel eylemim."
Bülent Ecevit, "insanın iç özgürlüğe kavuşmasını sağlayan etkili yollardan biri" olarak tanımladığı şiirle ilişkisini, siyaset yaşamının bütün yoğunluğuna karşın kesmedi. Her zaman Türkiye'nin "şair siyasetçisi' olarak kaldı.
Ecevit 1998 yılında henüz Başbakan Yardımcısı olduğu dönemde El ele Büyüttük Sevgiyi adlı kitabı yayınlandı.
Bu dönemde yaptığı bir söyleşide de şiirle ilişkisini, hangi şairlerden etkilendiğini anlattı. İşte bu söyleşiden bazı bölümler:
Beni en çok etkileyenler genellikle Türk halk şairleri oldu. Bir kere Osmanlı'ya karşın, Osmanlı dönemine karşın, Türk dilini yaşatmışlar, Türk dilinin olanaklarını çok iyi değerlendirmişler. Osmanlı'da felsefe yok. Fatih'ten sonra İslam'da, İslam aleminde maalesef bir felsefe yok. Bizim özellikle Tasavvuf ağırlıklı Halk Şiiri'nde bir felsefi temel var. Bugün Divan Şiiri'ni sık sık sözlüğe bakmadan anlayabilme olanağımız yok, fakat 12'inci, 13'üncü, 14'üncü yüzyılda üretilmiş halk şiirlerini ister Yunus Emre olsun, ister Hatayi olsun, ister Aşık Paşa olsun bugün yazılmış gibi aşağı yukarı anlayabiliyoruz. Fakat en çok Türkçe'yi kullanış biçimleri beni etkiledi.
Halk şairleri, halkın zevkinin gelişmesine ve bilinçlenmesine çok büyük katkıda bulunmuşlar. Onun dışında, bu yüzyılın başlarında Türk şiirinin gelişmesine çok büyük katkıda bulunmuş ozanlar var. En başta tabii Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca. Bir de epik şiir, epik denebilecek şiir yazmaya başladığımdan beri Homeros'tan yararlandım.
Yeni şiir kitabınızda sizi etkileyen Brancusi'nin Altın Kuş, Sonsuz Sütun heykelinin, Monet'nin Buzların Çözülüşü tablosunun fotoğrafları ve şiiri var.
Heykeltıraş Brancusi'nin Boşluktaki Kuş ve ressam Monet'nin Buzların Çözülüşü adlı tabloları beni çok etkiledi. Brancusi'nin beni en çok etkileyen özelliği, heykelde, yani yontuda soyutlamayı en son sınırlarına götürmesine rağmen, özünde doğadan hiçbir zaman kopmamış olması. Romanya'da yaşadığı şehirden sonra, Paris'e gitmiş. Son heykellerinin esin kaynağı olarak yüzyıllardır ırmağın, suyun yonttuğu taşlardan esinlenmiş. O taşları toplamış, doğayı soyutlarken, doğanın özüne varmış. Ve bir de bir mistik tarafı var, deyim yerinde ise bizim tasavvuf anlayışımıza varan her şeyi tekliğe indirgemiş. Monet de soyut doğa resminin sınırlarını aşmış.
Ben Rahşan'ın zevkine çok güvenirim, o bir nevi halktır benim için. Şiirlerimi bitirince ona gösteririm, o bana, burası oturmamış gibi yorumlar yapar, ben de bazen aylarca düzeltmek için uğraşırım.
Tagore'un yanısıra T.S. Eliot'un Kokteyl Parti ve Four Quartet adlı şiirlerinden bazı bölümleri de Türkçe'ye çevirdim. Eliot, Dylan Thomas ile birlikte en sevdiğim yabancı şiirlerden.
| |
|