|
Tagore ile tanışma
Bülent Ecevit'in Hint edebiyatına gençlik yıllarından beri büyük ilgisi vardı. Bu ülkenin ilgi çekici edebiyatı ile ilk olarak 16 yaşındayken babasının elinde gördüğü Rabindranath Tagore'un "Bahçıvan" adlı kitabı sayesinde tanıştı.
Kitabı okuyan Ecevit'in dünyaya bakışı bir anda değişti ve Hint felsefesinin büyüsüne kapıldı. Ardından Tagore'un "Postane" adlı oyununu okuyan Ecevit, Hint kültürüne daha da yakınlaştı.
Ecevit, 1946'da Londra Büyükelçiliği'nin Basın Ateşeliği'nde mahalli katip olarak çalışırken, Bengalce ve Sanskritçe öğrenmek için London School Of Oriental and African Studies'de ders almaya başladı.
Tagore'un Gitanjali (Nefesler) ve Avare Kuşlar adlı eserlerini Türkçe'ye çeviren Ecevit, bu mistik Hint ozan ve filozofu ile "tanışmasını" şöyle anlatıyordu :
"Henüz onaltı yaşında bir lise öğrencisiyken, bir gün anne ve babamı bir kitabı büyük bir dikkatle okurlarken gördüm ve kitabın konusunu sordum. Bana, bir Hint ozanının şiir demetinin Türkçe çevirisi olduğunu söylediler. Şiire olan ilgimi bildiklerinden benim de okumamı önerdiler. Kıtap, Rabindranath Tagore'un "Bahçıvan" adlı eseriydi..
Kendi deyşimiyle "okuduklarından büyülenmiş halde Tagore'un diğer eserlerini de aramaya başladı Ecevit. Önce Gitanjali'nin İngilizcesini buldu. Bu eseri okudu ve birkaç hafta sonra da Türkçe'ye çevirdi. Ardından da Avare Kuşlar'ı.
Sonra da Tagore'un ana dilini Sanskritce ve Bengalce'yi öğrenmeye karar verdi.
Ecevıt, Tagore ve onun sayesinde tanıdığı Hint kültürüne olan sevgisini anlatmayı şöyle sürdürüyor: "Çalışmalarım nedeniyle çok istediğim halde bu dili istediğim biçimde öğrenmeyi sürdüremedim. Ama kısa zaman zarfında, Sanskrit'in mükemmel estetiğini hayranlıkla izlemek ve Tagore'un şiirlerinin orijinal Bengal dilindeki tadını almak fırsatını da bulmuş oldum.
Ecevit, soylu bir ailenin 14 çocuğundan biri olan Tagore, 1913'de Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen iki yıl sonra da İngiltere tarafından verilen 'Sir' unvanını reddeden bu Hintli ozanın en çok Tanrı ve doğa sevgisinden etkilendiğini söylüyor. aldı. 1915 yılında İngiltere kendisine "sir" unvanı verildi ancak Tagore bunu reddetti.
"Onun şiiri aynı zamanda Tanrı sevgisinin ve Tanrı önünde duyulan tevazuun içten ifadelerini oluştururken, Tanrı'nın da bu sevgi ve başeğmeye, Yaradan'ın her şeye kadir gücüne yaraşır bir yüksek gönüllülükle karşılık vereceğine olan inancı yansıtmaktadır. "
Bülent Ecevit'in çevirisiyle Rabindranath Tagore'un Avare Kuşlar'ından bölümler
"Avare yaz kuşları şarkılarını söylemek ve uçup gitmek üzere pencereme konarlar.
Ve şarkısı olmayan güz yaprakları çırpınırlar ve bir iç çekişle oracığa düşerler.
"Kadın, sen ev işlerini görürken kolların yücelerde ve çakıl taşları arasında akan bir ırmak gibi şarkı söyler."
"Bugün güneş içindeki dünya banha unutulmuş bir dilden eski yşarkıları yün eğiren bir kadın gibi mırıldanıyor,"
"Karanlık gece! Senin güzelliğini, ışığı söndürdüğü zaman sevgili kadının güzelliğini duyduğum gibi duyarım"
"Senin gülümsemen kendi bahçelerinin çiçeğiydi, konuşman, kendi dağ çamlarının hışırtısıydı, fakat kalbin hepimizin bildiği kadın"
"Zirveye tırmandım ve şöhretin tatsız ve çıplak yüksekliğinde bir barınacak yer bulamadım. Yol gösterenim sen henüz aydınlık sona ermeden beni hayat hasadının "altından akıl" haline geldiği sessizlik vadisine götür. "
Rabindranath Tagore'un 1961 yılında Bülent Ecevit çevirisiyle Hilmi Kitabevi tarafından yayınlanan Avare Kuşlar adlı kitabından alınmıştır.
| |
|