75. Yıl
29 Ekim 1998, Perşembe




Haltere soydaş damgası

Ülkemizde halter sporunun geçmişi geçtiğimiz yüzyılın sonlarına dek dayanmasına rağmen, Türk halteri Dünya ve Avrupa şampiyonlukları ile ancak Naim Süleymanoğlu'nun ilticası ile tanıştı. 1980'li yılların sonunda Naim Süleymanoğlu ile başlayan halter hamlesi ülkemize bu dalda tarihinin en büyük başarılarını getirdi.

Cep herkülü Naim Süleymanoğlu, ülkemize Seul, Barcelona ve Atlanta Olimpiyat şampiyonluklarına Dünya ve Avrupa rekorlu altın madalyaları kazandırırken, onun ilticasından sonra yıkılan Jivkov yönetimi ile çok sayıda soydaş halterci ülkemizde bu sporu zirveye çıkardı.

Dünya halterinin kaynağı Kırcali ve Asenovgrad bölgelerinden dalga dalga gelen göç dalgası ile Türk halteri büyük başarılara imza attı. Süleymanoğlu ile birlikte vitrini değişen Türk halterinde bayanlarımız da dünya podyumlarında seslerini duyurmaya başladı.

Naim'le birlikte Hafız Süleymanoğlu, Halil Mutlu, Erdinç Aslan, Fedail Güler, Sunay Bulut, Dursun Sevinç, Ergun Batmaz, Ali Eroğlu, Mehmet Yılmaz, Mücahit Yağcı, Yasin Aslan, Aysel Özgür, Şule Şahbaz, Derya Açıkgöz, Nurcihan Gönül, Fatma Kabadayı ve Esma Can Türk halterinin başarısında büyük pay sahipleriydi.

NAİM ÖNCESİ TÜRK HALTERİ

Dünya ve Avrupa şampiyonlukları ile rekorlara Naim Süleymanoğlu ile tanışan Türk halteri, 80 öncesi bu denli büyük başarılara ulaşamamasına rağmen unutulmaz halterciler de çıktı. 1960 yılında Güreş Federasyonundan ayrıldıktan sonra müstakil federasyon olarak faaliyet gösteren Türk halteri bugüne kadar 11 federasyon başkanı gördü.

Türk halterinin unutulmaz başkanları arasında rahmetli Arif Nüsret Say vardı. 5 kez başkan olan ve 14 yıl Türk halterinin patronluğunu yapan Arif Nüsret Say döneminde Türk halteri İstanbul'da Balkan şampiyonluğuna ulaşarak büyük sükse yaptı.

Türk halteri 80'li yıllar öncesi Avrupa da ilk 10'da, Dünya da ise ilk 20 arasında yerini aldı. Türk halterine ilk teknik kaldırışı ise Federasyon Teknik Komite Başkanı İhsan Kırgül getirdi. İsmail Bayam, Ömer Taş, Ömer Ünal, Mehmet ve Salih Suvar kardeşler, Sadık Pekünlü, Sedat Misket ve Savaş Ağaoğlu Türk halterinin unutulmaz isimleriydi.

Naim Süleymanoğlu'nun hikayesi

Özgürlüğe kaçış

Cep Herkülü daha ence 80'li yılların başında Türkiye'ye kaçmak istemiş ama başaramamıştı. Ancak 8 Aralık 1986 yılındaki girişimi, Bulgaristan'ın siyasi yelpazesinide allak bullak etmişti.

NAİM Süleymanoğlu'nun özgürlüğe kaçışı, Bulgaristan'ın siyasi yelpazesini değiştirmişti. 80'li yılların başında Todor Jivkov Bulgaristan'ın da daha fazla zülme dayanamayınca kaçmayı düşünmüştü. Rodop dağlarının eteğinde Mestanlı (Momçılgrad) kentinde yaşayan babasına Sofya dönüşü, bazı sırralarını açıklamış ve ‘‘Baba ben Stockhodlm'de Avrupa şampiyonası'na gidiyorum. Belki Bulgaristan'a dönmeyebilirim’’ demişti.

Naim o gün özgürlüğe uçamamıştı ama hayallerinde hep Türkiye rüyası vardı. 8 Aralık 1986 yılında Avustralya'nın Melbourne kentinde bu rüyası gerçekleşiyordu. Dünya Kupası karşılaşmaları için gittiği bu ülkede soydaşlarının yardımı ile bu mutluluğa ulaştı. California Otelden başlayıp, Melbourne Türkiye Büyükelçiği'ne uzanan özgürlük kaçışı Naim'i Türkiye'ye getirdi.

Melbourne-Londra arası yaklaşık 40 saatlik uçak yolculuğu sonrası ‘‘Manevi babam’’ dediği dönemin Başbakanı Turgut Özal, özel uçağını Londra'ya gönderip, cep herkülünü Bulgaristan semaları üzerinden Türkiye getirtmişti. Naim anavatanına gelmişti ama arkada ailesi kalmıştı. Bulgarlar o kaçınca Naim'in köyü Mestanlı'nın Dercolla halkını da cezalandırmıştı. Jivkov, Naim şampiyon olunca ödül olarak köyünün yollarının yapılması için emir vermişti, hatta yolun asfalt malzemeleri bile alınmıştı. Ama o kaçınca köyünü de cezalandırdı ve o köyün bugün halen bir yolu bile bulunmamaktaydı.

3Türkiye Halter sporunu Naim Süleymanoğlu'nun ilticası ile tanıdı. Cep Herkülü'nün başarılarından sonra dünya halterinin kaynağı Kırcaali ve Asenovgrad'dan dalga dalga Türkiye'ye gelen soydaşlarımız ile Türkiye Halterde adını duyurdu.

TIME'e kapak oldu

Tüm zamanların en büyük haltercisi cep herkülü Naim Süleymanoğlu, kaçışı, madalyaları ve rekorları ile tarihe geçti. Kilosunun üç katını kaldıran Naim Süleymanoğlu, üç Olimpiyatta kazandığı altın madalyalar ile de Türkiye'nin ilk sporcusu olma başarısı gösterdi.

DOPİNG BELASI

Büyük güç ve enerji isteyen halter sporunda büyük başarıların takviye vitamin ilaçları ve mineraller ile olduğu da bir gerçek. Ancak çoğu kez halter podyumlarında doping olaylarına da sıkça rastlanmakta.

İşte Türk halteri bilhassa son yıllarda sıkça görülen doping olayları ile büyük yaralar aldı. Bazı sporcularımızın idrarlarında görülen doping maddeleri yüzünden takımımız ve sporcularımız uluslararası federasyondan büyük cezalar aldılar.

Papazın çayırından Olimpiyat tesisine

Turgut Özal iktidarı ile birlikte yaşanmaya başlayan değişimler, spor alanlarına da yansımakta gecikmedi. Kulüpler bütçelerini 3'e, 4'e katladılar. Statlar ışıklandırıldı.

1985'de çim yüzeyli futbol sahalarının sayısı 52 iken, bu rakam 1990'da 145'e 1994 yılında ise 206'ya ulaştı. 1985 yılında 449 adet olan toplam spor alanı sayımız 1994'de büyük bir patlama ile 900'ü aşmıştı.

1988 Seul Olimpiyatları...

Tüm Türkiye ekranların başında nefesini tutmuş ‘‘Küçük Dev Adam'ın’’ kendinden emin tavırlarla podyuma ilerleyişini izliyordu. O halteri kaldırdıkça milyonlar gözyaşına boğuluyordu. Artık Naim Süleymanoğlu sporda Türkiye'nin sesiydi.

Türk sporununun 75 yıllık tarihinde yaşanan en önemli dönüm noktalarından biri de Turgut Özal iktidarı ile birlikte gelen büyük değişimdi. Özal iktidarının tüm dünyada ses getiren ilk uygulaması Naim Süleymanoğlu'nun Türkiye'ye ilticasıydı. Cep Herkülü'nü 1988 yılında Seul'de yarıştırabilmek için 1 milyon dolar ödenmişti Bulgarlara... Karşılığında ise milyon dolarlarla ifade edilemeyecek başarılara imza atılmıştı.

1980 sonrası Türkiye'nin toplumsal yaşamındaki köklü değişimlerin spora da yansıması doğaldı. Özellikle futbolda büyük bir pazar yaratılmıştı. Kulüplerimiz bütçelerini 3'e 4'e katlamışlar, sahalarımızın çimlendirilmesine büyük bir hız vermişlerdi. 80'li yıllarda futbolda bir devrim yaşanıyordu. Federasyon özerk hale getirilmiş, tesisler zenginleşmeye başlamıştı. Bu henüz uluslarası arası arenaya yansımamıştı. Ancak futbolun dünyaca ünlü yıldızıları kulüplerimizde boy göstermeye başlamışlardı.

1985 yılına kadar çim yüzeyli futbol sahalarının sayısı 52 iken, 1990 yılında bu sayı 145'e yükselmişti. 1994 yılında ise 206 adet çim yüzeyli futbol sahamız vardı. Birinci liglerdeki hemen hemen tüm takımlarımızın statları ışıklandırılmıştı. Bu istatistiklere paralel uluslarası alanda da başarılarımız artarak sürdü.

1985 yılına kadar faal olan, Stadyum, spor salonu, kapalı- açık yüzme havuzu, kayakevi, kapalı manej, açık manej, poligon, kürek parkuru, atletizm pisti, kort, futbol sahalarının sayısı 449'du. Bu tarihten sonra hızlanan tesis yapımı ile bu sayı bugün 2'ye katlanmış ve 900'ü geçmiştir.

Takvimler 5 Mayıs 1992 tarihini gösterirken, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihi bir karar daha alıyor ve Türkiye'nin düzenlemeyi planladığı olimpiyat oyunlarını yasa ile destekliyordu.

Türkiye 75 yıl gibi kısa bir sürede çok uzun mesafeler katetmişti. Papazın çayırında oynanan futbol müsabakalarından 1971 İzmir Akdeniz oyunları'na buradan da 2000'li yılların olimpiyat oyunlarına uzanıyordu.






[Ana Sayfa]