|
|
|
Uluslararası Yarışma İstanbul Film Festivali'ne, dünya festivalleri arasında farklı ve özel bir konum sağlayan, 'Sanatlar ve Sanatçı' temasını işleyen Uluslararası Yarışma bölümüdür şüphesiz. Tarih boyunca insanın bir sanatçı olarak yaşadığı mutluluk ve dramlara tanıklık eden ve dünyayı sanatçının gözünden yakalayıp, sunmayı amaçlayan bu filmler geçmişten ve günümüzden, sanatın hemen her alanından portreler taşıyorlar perdeye. Oyuncular, yönetmenler, yazarlar, ressamlar, müzisyenler dolduruyor sahneyi ve bu kez sanatın yaratıcıları kendi hikayelerini oynuyorlar; hem kişisel hem de toplumsal sorunların altında yaşama ve yaratma çabalarının kaynağını ve gücünü gösterip, kendileri aracılığı ile yaşadıkları dönemi, insan karakterini ve yaşamı sorguluyorlar. Sanatçı, daima farklı ve sıradışı olmuş insandır; onları genel geçer ahlakın veya kuralların kalıplarıyla yargılayamayız. Çünkü onların isyancılığı ve kural kırıcılığı olmasaydı insanlar hala başladıkları noktada, kendilerini dahi anlamadan bekliyor olurlardı. Sanatçıların cesaretleri, inanılmazı deneme arzuları, tabulara saldırmaktaki ısrarları onları insan gelişiminin lokomotifi yaptı. Bazen sanat için hayatlarını, bazen de hayatları için sanatlarını kullandılar ve dünyayı her zaman yaşanası kılan ögeler olmayı başardılar. Festival'in bu yılki programında, çok geniş bir coğrafyadan parlak ve görkemli örnekler yer alıyor. Aralarında Gatlif, Panahi, Gilbert gibi ustaların yapıtlarının da bulunduğu bölümün filmlerinde bu sene özellikle ön plana çıkan, sanatçının yaratım kaygılarından çok yaşamsal ve ruhsal sorunları; aşkları, acıları, hayat mücadeleleri, kıskançlıkları... Ama sanat uğruna yaşamsal deneylere girişen karakterlerin hikayeleri de yok değil. Çok farklı anlatım tarzlarını ortak bir tema şemsiyesi altında toplayan yarışma bölümü bu yıl keşfedilmesi gerekenlerin yanısıra bazı küçük ve çok değerli inciler de içeriyor... Yarışma'da müzik dünyasını yansıtan filmler çoğunlukta. Bu yıl en iyi yabancı film dalında Oscar'a aday gösterilen ve genç Alman kadın yönetmen Caroline Link'in yönettiği 'Sessizliğin Ötesinde', duyamayan insanların dünyalarına son derece şiirsel bir bakış getiren ve yürek ısıtan bir çalışma. Sağır olan anne ve babasının kulağı olan Lara, caz müzisyeni olan teyzesi sayesinde müzikle tanışır. Müzik ile ailesi arasında kalan genç kız müziği seçer... Ünlü çingene yönetmen Tony Gatlif, müziğin ve aşkın peşinde Romanya steplerindeki çingene obalarını arşınlayan genç bir Fransızı anlatıyor 'Çılgın Yabancı'da... Genç Hintli yönetmen Rhojan Khosa, ülkesinin gelenekler, dinler, sanat ve doğayla örülmüş mozaiğini sergileyen ilk filmi 'Rüzgarların Dansı'nda öğretmeni de olan annesinin ölümüyle yıkılan şarkıcı Pallavi Seghel'in yaşamını anlatırken Hint müziğinin beş bin yıllık geleneğini de tanıtıyor. Sinemacılar kendi dünyalarına da çeviriyorlar kameralarını... İran'lı usta Jafar Panahi'nin, küçük bir kız çocuğunun gözlerinden yaşadığı toplumda kadının yerini sorgulayan ve geçen yıl Locarno'da 'Büyük Ödül'ü alan 'Ayna'sı belgeselle konulu film arasında gidip gelen yapısı ve günümüz İran görüntüleriyle sinema ve gerçek ilişkisini sorguluyor. Gençlerin sıradışı dünyalarına canlı, neşeli ve taptaze bir solukla yaklaşan Harry Sinclair imzalı 'Üstsüz Kadınlar Hayatlarını Anlatıyor'da üstsüz kadınlar üzerine senaryo yazan bir grup gencin portresini çiziyor. Yunanistan'dan Renos Haralambidis' ise 'Parasızlık Öyküsü'nde genç bir yönetmenin parasızlık nedeniyle porno film piyasasına girmesini ve yaşadığı aşkı anlatıyor. Film, Selanik'te çok beğenildi ve Özel Ödül aldı. İspanyol yönetmen Fernando Merinero'da sinema dünyasına çeviriyor kamerasını: 'Ruh Sızısı'. Filmi için başkadın oyunucu arayan bir yönetmenin, yapıımcı ve yardımcılarıyla tartışmalarını, düzenlediği yarışmaları ve sevgilisi ile yaşadığı kıskançlıkları anlatırken sinemanın 'mutfağı'nı tüm gerçekliği ile gözler önüne seriyor Merinero. Ve edebiyat... Brian Gilbert, efsanevi İngiliz eşcinsel yazar Oscar Wilde'ın fırtınalı yaşamına renkli ve görkemli bir bakış getiriyor 'Wilde' ile. Yazarın evliliği, eşcinselliği ile yüzyüze gelişi, Lord AlfredDouglas ile yaşadığı tutkulu ve fırtınalı ilişki üç mükemmel oyuncu aracılığıyla perdeye yansıyor. Kore sinemasının genç kuşak yönetmenlerinden Hong Sang-Soo'nun 'Domuzun Kuyuya Düştüğü Gün'ü ise başarısız bir yazar, aşık olduğu evli bir kadın, yazara aşık bir gişe memuresi arasındaki ilişkileri anlatırken, idealleri yıkılmış orta sınıfın, öfkeli gençliğin, tutkulu ve kurku dolu insanların kentli yaşamını resmediyor. İki yalnız insanın, New York denilen acımasız cangılda geçirdikleri bir günün hikayesini hüzün ve şiirle veren Jonathan Nossiter'ın 'Pazar'ı arzu ile kimlik, gerçek ile yaratı arasındaki karmaşık ilişkiyi duygu ve kederle yüklü bir anlatımla yansıtıyor. Yarışmada Türkiye'yi bir genç yönetmenin filmi temsil ediyor: Barış Pirhasan'ın eleştirmenlerin övgüsünü kazanan, seyircinin büyük bir ilgiyle izlediği 'Usta Beni Öldürsene'si. |
|||
| ||||