Ertuğrul ÖZKÖK
Dün insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden biri bitirildi. İnsanın gen haritası çıkarıldı. Bütün bunlar, DNA denilen, insana ait bilgilerin kayıtlı olduğu o muhteşem mekanizmanın bulunuşu ile başladı.
İKİLİ SARMAL
DNA'nın sırrı nasıl çözüldü?
Genç bir bilim adamının Cambridge'den Londra'ya giderken kendi kendine sorduğu basit bir soru ile.
O soru şuydu:
‘‘Biz hep çok karmaşık modeller üzerinde düşünüyoruz. Acaba aradığımız bu şey basit bir model olamaz mı?’’
Evet, insanın alın yazısının kayıtlı olduğu o ‘‘insani chip’’in bulunuşu bu basit soru sayesinde gerçekleşti.
1980'li yılların başında Yazko yayınlarından küçük bir kitap çıkmıştı.
O kitabı kim seçmiş, Yazko'yu nasıl ikna etmiş bilmiyorum.
Ama dün aynı anda ABD ve İngiltere'de açıklanan gen haritası beni yine o yıllara götürdü.
Kitabın adı ‘‘İkili Sarmal’’dı.
DNA'nın bulunuşunu anlatıyordu.
O yıllarda ABD, İngiltere ve Almanya ve Fransa'da sürdürülen araştırmaları, bilim adamlarının arasındaki çılgın yarışı o kadar güzel anlatıyordu ki, kitabı bir solukta bitirmiştim.
Ekiplerden biri Cambridge Üniversitesi'nde çalışıyordu.
Crick ve Watson adlı bu iki bilim adamı, DNA'nın nasıl bir şey olduğunu keşfetmeye çalışırken, hep karışık modeller akıllarına geliyordu.
TRENDEKİ SORU
Bu iki bilim adamından Watson bir gün trenle Londra'ya giderken her şeyi tersine çevirir.
Kendi kendine şu soruyu sorar:
‘‘Biz hep DNA'nın çok karmaşık bir şey olduğunu varsayıyoruz. Acaba bu çok basit bir şey olamaz mı?’’
İşte bu soruyla tersine çevrilen bilimsel araştırma süreci, sonunda tarihin en büyük buluşlarından biriyle noktalanır.
İnsana ait bütün bilgilerin kaydedildiği, bir anlamda alın yazısının kara kutusu olan DNA keşfedilir.
DNA aslında çok basit yapıdır.
Kendi ekseni etrafında merdiven gibi dönen iki şerit ve onu birbirine bağlayan çubuklar...
İşte kader dediğimiz veya karakter diye tarif ettiğimiz, burnumuzun büyüklüğünden, sırtımızın kamburuna kadar ruhumuzu, şekli şemalimizi, hastalıklarımızı ve belki de hayata bakışımızı tayin eden bu küçücük chip'in keşfi ile başlayan yolculuk, insanın gen haritasının çıkarılmasıyla sonuçlanıyor.
Yolculuk 1953'te başlamış, şimdi 2000 yılındayız.
Demek ki aradan yarım asır geçmiş.
Dünya kurulduğundan beri milyarlarca insan, kader haritalarının ne olduğunu bilemeden yaşayıp gitmiş.
YARIM ASIR
Şimdi artık elimizde birer yol haritası var.
Ana rahmine düşmemiş çocuğun prostat kanseri olup olmayacağını bileceğiz.
İnsanı mutsuzluğa, acıya götürecek yol haritaları belki daha ana rahminde düzeltilecek.
Bütün bunlar olacak.
Ama alın yazısı veya kader dediğimiz şeye tam olarak hákim olabilecek miyiz?
Hayır.
Önümüzde yine kazalar, savaşlar, cinayetler, husumetler olacak.
Ama onlar artık kaderin bize ait coğrafyasında yer alan şahsi olaylar olacak.
Ya tamamen kendimize, ya da bir başka insana ait olan şeyler.
Onların genetik kodunu çözmek, gen haritasını çıkarmak o kadar kolay değil.
YENİ DÖNEM
Şimdi her şey tamam mı?
Gılgamış kuyunun dibinde ebedi gençliğin iksirini buldu mu?
Elbette hayır.
Önümüzde daha uzun bir yol var.
Ama kendi ekseni etrafında dönen bu merdiveni çıktıkça, yakamızı ‘‘kahpe feleğin’’ ellerinden kurtarmaya devam edeceğiz.
‘‘Kaderin cilvesi’’ne karşı bilimin kurşun geçirmez yeleklerini giyeceğiz.
Evet, insanlık, Ay'ın fethi kadar, ondan çok daha önemli bir başarıyı gerçekleştirdi.
Önümüzde yeni bir dönem açılıyor.
Ve her şey daha güzel olacak.