19 Haziran 1999, Cumartesi




Fethullah şoku

Türkiye dün Fethullah Gülen'in ilk kez kamuoyuna sızan iki şok kasetiyle sarsıldı. Gülen kasetteki konuşmalarında, yandaşlarına devlet kadrolarının ele geçirilmesinin önemini anlatıyor; özellikle mülkiye ve adliyedeki kadrolaşmanın genişletilmesi gerektiğini vurguluyor.

TÜRKİYE, dün akşam Fethullah Gülen'in ilk kez kamuoyuna yansıyan şok sözleriyle sarsıldı. ‘Nur Cemaati’nin lideri olarak kabul edilen Fethullah Gülen'in, dün akşam ATV Ana Haber Bülteni'nde yayınlanan ve yandaşlarına devleti ele geçirmeleri öğüdünde bulunduğu iki konuşma kaseti, Türkiye'nin gündemine bomba gibi düştü.

Son günlerde Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın, devleti ele geçirmeye çalıştığı ve cemaatinin ileride laik Cumhuriyet'e karşı bir kalkışmaya hazırladığı iddiasıyla hakkında rapor hazırladığı Nur Cemaati'nin lideri Fethullah Gülen, kasetteki konuşmalarında, yandaşlarına devlet kadrolarını ele geçirmenin önemini anlattı. Konuşmasında, özellikle Mülkiye ve Adliye'deki kadrolaşmanın genişletilmesi gerektiğini kaydeden Gülen, ‘‘Bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir’’ şeklinde konuştu.

Cemaat üyelerine, sivri çıkışlarda bulunmamaları tavsiyesinde bulunan Gülen, aksi takdirde Türkiye'deki hareketlerinin sonunun Cezayir olacağı uyarısında bulundu. Gülen, müritlerine ‘aynı cephede sayılabilecekleri’ DYP ve RP çizgisindeki siyasal örgütlenmelerle ilişki kurulmasını gerektiğini belirtti. Fethullah Gülen, konuşmasında Atatürk'ün silah arkadaşı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderlerinden İsmet İnönü'yü kast ederek, ‘Şef, Erzurum’da çarşaf giyen kadınları sokak ortasında astı' iddiasında bulundu.

İzmir'de askeri okul öğrencilerinin kendi tarikatına bağlı bir evde basılmasının hemen ardından, ‘sağlık kontrolü’ gerekçesiyle ABD'ye giden ve halen yurtdışında bulunan ‘Nurcular’ın lideri Gülen, dün gece ATV'de yayınlanan kasetlerde şunları söyledi:

İKİ ANA HEDEF: MÜLKİYE VE ADLİYE

Arkadaşlarınızın mevcudiyeti, İslam'ın geleceği adına bu işin garantisidir yani. Bu açıdan Adliye'de, Mülkiye'de veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. İstikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin. Hálá bu sistem devam ediyor. Bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse o sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım, keşfetmeleri lazım. Aşmaları lazım. Bu da meselenin diğer bir yanıdır.

KAVGA ETMEDEN YOLUNUZA DEVAM EDİN

Kuvvet dengesi olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız. Teknik-taktik yerinde sizin kalbiniz önemli. Dıştan bizi bazıları korkaklıkla itham edecekler. Fırsat bulup, hep yolunuza devam ediyorsanız, yine orada o esnekliği gösterecek, o eksantriği kullanacak, geriye çekiliyor gibi yapacak, fakat adımlarınızı daha açıp ileriye gideceksiniz. İster Mülkiye'de çalışan arkadaşlarımız olsun, ister Adliye'de çalışan arkadaşlarımız olsun herkes için sözkonusudur bu.

SİVRİLİRSEK SONUMUZ CEZAYİR OLUR

Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitme. Mutlaka riayet edilmesi lazım. Müslümanların belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar bu şekilde hizmete devam etmeleri şarttır. Erken vuruş diyeceğim çıkışlar yaparlarsa, dünya Cezayir'deki gibi başlarını ezer. Zaiyata meydan verilmemeli. Bu açıdan bizim ister o dairede, ister diğer dairede arkadaşlarımızın korunması çok önemlidir. Cezayir'i, Suriye'yi, Mısır'ı yaşamayalım. Çok dikkatli ve çok tedbirli, temkinli hareket etme mecburiyeti var. Bu hizmetin içinde bulunanlar, bu hizmete göre hizmet vermek isteyenler, her birisi dünyayı idare edebilecek birer diplomat gibi hareket etmeli. Kendi planında meseleleri çözdükten sonra, ülkesinde çözmeye çalışmalı.

KAHRAMANLIK YAPMA HER YERİ ELE GEÇİR

Bazı arkadaşlar birtakım cesaretli ruhları cesaretlendirmek, secaatlendirmek, birtakım ruhları heyecanlandırmak için belki kahramanca tavırlara da ihtiyaç vardır, diye düşünebilirler. Fakat ben kuvvet dengesi olmadığım için şahsen o yol yerine, böyle kendi düşüncemi yayma, kendi düşünce sistemim adına varlığı, her tarafı fethetme, ele geçirme yolunu şahsen tercih ederim. Hususiyetle öyle devlet memuru olarak arkadaşlarımız kahramanlık yapamazlar, fuzuli kahramanlık olur. Gereği yoktur o tür şeylerin. O sahada daha verimli nasıl olacaklarsa dinimiz adına, islami düşüncemiz adına. Ne yapabiliyorlarsa, benve onları yapmalıdırlar.

‘BAŞKA’ KUVVETLERİ AŞARSAK, ŞERRİ AŞARIZ

Başka kuvvetler var bu ülkede. Oysa ki usulünce gidilebilirdi, onların hissiyatları alınabilirdi. Onlara sorularak, onları arkamıza alarak yapabilirdik ve yürürdük orada. Bir şerri aşardık Allah'ın inayetiyle; geriye dönmezdik, falso yaşanmazdı. Bu Adliye içinde aynen söz konusudur. Yani siz hakim değilsiniz. Başka kuvvetler var bu ülkede. Değişik kuvvetleri hesap ederek, böyle dengeli, dikkatli tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki, geriye adım atmayalım yani.

RP VE DYP ÇİZGİSİNE DESTEK

Aynı cephe sayılabilecek, bize sıcak bakabilen bir çerçeve içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah'tan bugünkü manasıyla DYP'ye kadar uzanan siyasi yelpazedir. Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence. Hatta gerek hukuki sahada gerekse mülki sahada icraatlarını diyalog içinde yürütmelerinde yarar olur.

DURMAYIN, İYİ BİR MARATONCU OLUN

Zıplayacaksın yerinde. duruyor gibi yapmayacaksın. Müslüman durmaz yani. Hep akar, çağlar. Baktın ki koşamıyorsun, yerinde zıplayacaksın. İşler öyle hesap edilmeli ki, en kötü duruma göre, en handikap hale göre hesap edilmeli. Gerçekten adımlarınızı açarak, iyi bir maratoncu gibi koşacaksın. Ve hazırız, gerilimdeyiz, tam bir metafizik gerilim içinde, bir boşluk bulunca yeniden maratona geçeriz. Bazen hasımdan kaçmak bile çok önemli bir manevradır.

İNÖNÜ ÇARŞAFLILARI ASTI İDDİASI

Şef dönemi onlar bir kısım şiirlerin mısralarında var. Bir kısım nesir kitaplarında var, göreceksiniz. Dinlerseniz zulüm dosyalarında var. Başına çarşaf geçirdiğinden dolayı Erzurum'da Cumhuriyet carresinde kadınların asıldığı dönemde, ‘Niye çarşaf giydiniz’ diye demokrasinin rafta, istibdadın milleti kırıp, geçirdiği bir dönemde.

‘MEÇHUL’ IŞIK EVLERİNDE ŞARJ İTİRAFI

Medrese zaviye gibi işleyen ‘şarj evleri’... Bu evler mechul evlerdir. Bu evler sizin bilgidiğiniz gibi evler, minaresi olan, ezan okunduğu zaman herkesin içine gittiği malum evler değildir. Meçhul ev. Kelime karekteristik olarak seçilmiştir. Belirsiz evlerdir. Bunlar belirli olamazlar, çünkü o evlere girip, çıkıp insanlar yakın takiptedir. Elden geldiğince evde kamufle edilmelidirler.

YANLIŞ YAPANIN BAŞINI EZERLER

Benim kimseye bir şey tavsiye edecek durumum yok. İmana ve Kuran'a hizmet düşüncesini evlerimizde gerçekleştirmeyi çalışıyoruz. Sizinde aşına olduğunuz Işık evlerinde, Işık komplekslerinde gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Arkadaşlarımız, tanıma imkanı ve fırsatını buldukları bu hizmeti benimsiyorlar, beğeniyorlarsa kendi dünyalarında da bu sistemi yaşıyabilirler. Yanlış bir şey yapan, kıvama ulaşılmadan özleriyle tam bütünleşmeden gereken mesafe alınmadan bir kısım erken huruç diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa, dünya başlarını ezer.

SÖYLEDİKLERİMİ ÇIKINCA UNUTUN

Anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekmeden her adım erken. Kıvama ereceğiniz ana kadar dünyayı sırtınıza alıp, taşıyabilecek güce ulaşacak ana kadar, o kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar, Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekeceğiz ana kadar her adım erken sayılır. Biliyorumki elinizdeki meyva sularının boş kutularını dışarı çıkarken çöp kutusuna attığınız gibi bu düşünceleri de açık olma yanıyla çöp kutusuna atıp gideceksiniz...

Vaizlikten trilyonların başına

1980'den önce İzmir Kestanepazarı Camii'ndeki vaizlikten, cemaatinin yarattığı trilyonluk sermayenin efendisi haline gelen ve Saidi Nursi'ye dayandırılan Nakşibendi tarikatı olar Nur cemaatinin lideri Fethullah Gülen hakkında bugüne kadar Emniyet İstihbaratı tarafından iki rapor hazırlandı. 12 Eylül 1980'de aranmasına rağmen serbestçe hacca giden Gülen hakkında 1992'de polisin hazırladığı rapor, DYP'nin iktidar ortaklığı döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü'ne getirilen Mehmet Ağar tarafından hükümsüz sayılarak işleme konmadı. Geçtiğimiz günlerde Emniyet'te patlak veren telekulak skandalının ardından basına sızan ikinci Gülen raporunda da, cemaatin büyük bir hızla büyüdüğüne dikkat çekilerek, hareketin ikinci bir Şeyh Sait isyanına dönüşebileceği uyarısında bulunuldu. Raporu hazırlayan Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, bu raporun sızmasına neden olan telekulak skandalı nedeniyle görevden alındı. Halen ABD'da bulunan Gülen, hakkında hazırlanan ikinci raporun ardından yaptığı açıklamada, iddiaları yalanlayarak, ‘‘40 senelik vaazlarım bandrollü satılıyor. Bir tanesinde Cumhuriyet aleyhtarlığı yaptığıma dair birşey söylesinler o zaman rapordaki herşeyi kabul ederim’’ şeklinde konuşmuştu.



Copyright 1999   Hurriyet