OLASI BÜYÜK İSTANBUL DEPREMİ İÇİN DEĞERLENDİRMELER

100 yılda Türkiye' de gerçekleşen orta büyüklüğün üzerinde gerçekleşen 146 depremde 540.000 konut ve işyeri yıkılmıştır.

Türkiye geçtiğimiz yılllarda yaşanan doğal afetlerle, bedeli ödenmemiş bir modernleşmenin, akılcı olmayan hızlı ve aşırı kentleşmenin faturasını ağır biçimde ödedi. İstanbul' un ise henüz böyle bir sınav verdiği söylenemez. Afetlere karşı önlem almanın ve hazırlıklı olmanın farklı bir davranış ve sorumluluk bilinci gerektirdiği açıktır.

Öncelikle içinde, gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluk barındırmaktadır. Dolayısıyla, bugünün acil şartlarında pahalı ya da zaman alıcı görülerek vazgeçilebilecek temel önlemlerin, gelecek kuşakların mutlak kurtuluşu olabileceği - olduğu - göz ardı edilmemeli ve temel tedbirlerden zaman ya da kaynak yetersizliği gibi nedenlerle kaçınılmalıdır.

İstanbul metropolü, hızlı, kontrolsüz ve plansız yapılaşma süreci içinde büyümeye devam ederken, doğasını, kültürünü, tarihini de hızla tahrip etmektedir. 1999 Ağustosunda yaşanan Marmara Depremi, kamu adına bu plansız, politikasız, ilkesiz, limitsiz büyümenin sonuçlarını son derece acı bir biçimde ortaya koymuştur.

Ancak daha da acı olan, bundan ders alınmamış olması ve yapılaşmanın aynı hızla ve aynı vurdumduymazlıkla, denetimsiz bir biçimde sürüp gitmesi olmuştur.

Gölcük ve Düzce depremlerinin, İstanbul'un kentleşmesinde varola gelen ve her geçen gün katmerleşen çarpıklıkların giderilmesinde bir fırsat olacağı göz ardı edilmemeli ve beklenen büyük İstanbul Depremi olumlu adımların atılabilmesi için doğru yönde değerlendirilmelidir.

Marmara Bölgesi'ndeki aşırı nüfus yığılması ve sanayileşmenin başlıca sorumlusu izlenen yanlış ülkesel planlama politikalarıdır. Devlet geçmişte birçok uyarıya rağmen teşvik ve yatırımlarıyla bu bölgedeki yoğunlaşmayı körüklemiştir.

Depremden ders alınması gerekirken devlet bu bölgedeki örneğin, serbest bölge teşviklerini sürdürerek, nüfus ve ekonomik faaliyet yoğunlaşmasını desteklemede, böylece olası büyük bir depremde Türkiye'nin insan ve ekonomik kayıplarını mümkün olan en fazla seviyeye çıkarmaya çalışmaktadır. Yönetme erkini elinde bulunduranların bu akıl ve mantık dışı tutumunu anlamak mümkün değildir.

Öte yandan, 17 Ağustos 1999 Depremi'nden bu yana geçen üç yıl içinde ne yazık ki yukarıda özetlenen olumsuzlukları giderici ciddi tedbirler henüz alınmamış ve depremzedelerin iskanıyla ilgili açıklamalar ile bazı acil kurtarma düzenlemeleri dışında bu çok değerli zaman büyük ölçüde boşa harcanmıştır.

Marmara Depremi'nden bugüne dek geçen sürecin bir değerlendirmesini yapmak ve İstanbul metropolü için bundan sonrasında oluşturulması öngörülen stratejileri ortaya koymak üzere Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi'nin görüşleri aşağıda belirtilmiştir.

I. BENİMSENMESİ GEREKEN POLİTİKALAR

1. 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı ülke bütününde yapılacak yatırımların, özellikle sanayi yatırımlarının dengeli kalkınma modeli çerçevesinde ülke sathına eşit yayılması ve işgücünün yerinde istihdam edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yatırımların yoğun deprem riski taşıyan alanlar dışına yönlendirilmesi ile ekonominin taşıdığı riskin de azaltılması mümkün olabilecektir. Marmara Bölgesindeki sanayinin yerleşme yoğunluğunun deprem riski göz önüne alınarak azaltılması gerekmektedir.

2. İstanbul'un en büyük eksiklerinden biri de bilinçli arazi kullanım - yerseçimi politikalarının olmayışı, üretilmeyişidir. Oysa ki yaşanan depremler, arazi kullanım politikalarının ve yer seçimi kararlarının önemini açıkça ortaya koymuştur. Bu nedenle, Tekirdağ- Bolu arasındaki arazi kullanım - yerseçimi kararları öncelikli olarak ve acilen yeniden üretilmelidir. Bu bölgedeki nüfus ve sanayi yoğunlaşması azaltılmalıdır. Bu kararlar ülke bütünüyle entegre edilmelidir.

3. 17 Ağustos 1999 Depremi'nden sonra İstanbul metropolü hızla yaşam kaynağı ve su havzalarının bulunduğu kuzeye doğru yayılmayı sürdürmektedir. Bu yayılma, sosyo-ekonomik politikalarla da bilinçli olarak da özendirilmektedir. Özellikle deprem sonrası belirginleşen yeni bir eğilim olan "kuzeydeki sağlam zeminli bölgelerde yaşama eğilimi" bazı çevrelerce kuzeydeki orman ve havza alanlarının yeni bir konut pazarı olarak görülmesine neden olmaktadır. Ancak bu gelişmeleri kontrol altına alabilecek planlama çalışmaları yapılması konusunda belirgin bir isteksizlik de göze çarpmaktadır.

4. Türkiye'nin, Marmara Bölgesinin, İstanbul'un Afet Planlarının üretilmesi gerekmektedir. Bu planların birbirleri ile entegre olması ve koordinasyon probleminin çözülmesi amaçlanmalıdır. İstanbul' da Valilik, Büyükşehir Belediyesi ve İlçe Belediyeleri Afet Planları hazırlamıştır. Ancak bu planların birbiri ile entegre olmadığı düşünülürse, afet sırasında nasıl bir karmaşa yaşanacağı da şimdiden tahmin edilebilir.

5. İstanbul' a özel bir ulaşım politikası belirlenip, strateji saptanması konusunda çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Afet anında açık tutulması gereken öncelikli yolların belirlenmesi, otopark alanlarının arttırılması, köprü ve viyadüklerin rehabilite edilmesi konularında da çeşitli projeler üretilmiştir. Ancak bu projelerin uygulanmasına yönelik adımlar henüz atılmadığından yapılan çalışmalar kağıt üzerinde kalmaktadır. Ayrıca bu tür çalışmalarda hayat kurtaracak olan konunun projeyi üretmek değil uygulamak olduğu da unutulmamalıdır.

6. Türkiye' de ve İstanbul' da konut üretim süreçlerinin finansman, üretim ve kontrol mekanizmalarının tekrar ele alınarak depreme dayanıklı konut dışındaki konutların üretilmesini neredeyse imkansız hale verecek şekilde yeniden tariflenmesi ve buna uygun yasal yönetsel araçların geliştirilmesi gerekmektedir.

II. YASAL BAZDA OLMASI GEREKEN DÜZENLEMELER

1. İstanbul' un 1999 depreminden sonra Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım İmar Planları yargı kararıyla iptal edilmiştir. Dolayısıyla şu anda İstanbul' un gelişimini yönlendirecek nitelikte bir Metropoliten Planı bulunmamaktadır. Mevcut yasal düzenlemeler nedeniyle yeni bir planlama çalışması da bu koşullarda yapılamamaktadır ve İstanbul depreme bu koşullarda hazırlanmaktadır.

2. İstanbul Metropolü 1 Büyükşehir Belediyesi, 32 İlçe Belediyesi, 41 Belde Belediyesinin oluşturduğu yönetsel bir yapıdan meydana gelmektedir. İlçe Belediyelerinin Büyükşehir Belediyesi tarafından yönlendirilip kontrol edilebilmesi, Belde Belediyelerinin ise kendi başlarına buyruk davranması Metropoliten alanın bütüncül bir şekilde kontrol edilebilmesine engel olmaktadır. Beldelerin bütüncül plan kapsamına sokulamamalarından dolayı oluşan entegrasyon eksikliği deprem riski taşıyan bölgede çözüm üretilmesini engellemektedir. Bu nedenlerden dolayı İstanbul il sınırlarındaki tüm alanların yönetim ve kontrolünün 3030 sayılı yasa kapsamında yapılacak düzenleme ile Büyükşehir Belediyesi sınırları içine alınması gerekmektedir. Bu düzenleme ile il sınırları içinde bulunan Belde Belediyelerinin kaldırılarak optimal büyüklüklerde ilçe düzenlemelerine gidilmelidir.

3. İstanbul' da kaçak yapılaşma süreci, 17 Ağustos 1999' dan bu yana eski hızıyla devam etmektedir. Yerel yönetimler denetimde yetersiz ya da duyarsız kalmakta; "Yapı Denetim Yasası" ise yine yalnızca küçük bir guruba hitap etmektedir. Yasa' ın etkinleştirilmesi ve yerel yönetimlerinin de denetiminin sıkı bir şekilde sağlanması gerekmektedir. Aksi takdirde, İstanbul' da olası bir yeni deprem, yeni acı sonuçlara yol açacaktır. Ancak bu kanun ile kamunun denetleme sektörü özel sektöre devredilmiş ve kamu eliyle denetim devre dışı bırakılmaya çalışılmıştır. Burada sorun, ruhsatlı yapım sürecinin kamu eliyle denetlenmesi değil, kaçak yapım sürecinin engellenememesidir.

4. Yıllardır değiştirilerek gündeme gelen, ancak bir türlü çıkarılamayan "Yerel Yönetimler Reform Yasası"ının bir an önce çıkartılarak hayata geçirilmesi, yetki paylaşımları, denetim ve benzeri konularda yerel yönetimlerin görev çerçevesini belirlemek ve formüle etmek açısından son derece önemlidir. Depremin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen söz konusu yasanın çıkmamış oluşu çok büyük bir eksikliktir. Yasa taslağının kapsamı da gitgide daraltılmaktadır.

5. İlçe belediye sınırlarının yeniden belirlenmesi ve muhtarlık sisteminin etkinleştirilip güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Bu bağlamda muhtarlıklara olası afet durumlarında mahalleleri bütününde acil eylem stratejileri belirlemeleri yönünde destek verilmelidir.

III. UYGULAMADA YAPILMASI GEREKENLER

1. İstanbul' un ülke ve bölge içindeki konumunu ve gelişimini ortaya koyup yönlendirecek bir stratejik bölge planı acilen hazırlanmalıdır.

2. İstanbul' da deprem riskine ilişkin bir çok veri tüm Türkiye tarafından bilinmektedir. Ancak ne yapılacağı konusunda bir planlama çalışması yapılmamaktadır. Planlama çalışması ile ortaya çıkacak tablonun "hoşa gitmeyebilecek" nitelikte olduğu öngörüsü bu çalışmanın yapılması konusunda merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin isteksizliklerinin nedenini de açıklamaktadır.

3. İstanbul' da zemin,yapı, topografya ve depremsellik analizlerinin yapılarak risk faktörlerinin hangi alanlara nasıl dağıldığı anlaşılmalıdır. Bu çalışmalar ile risk bölgelerinin kent içindeki dağılımını görmek mümkün olacaktır. Elde edilecek verilerin ışığında kentiçinde acilen yenilenmesi gereken alanlar, orta ve uzun vadede kentsel dönüşüme ve yeni yerleşime konu olacak alanlar saptanabilecektir.

4. İstanbul' da tüm doğal eşiklerin kapsamlı bir şekilde belirlendiği bir çalışma henüz gerçekleştirilmemiştir. Bu çalışmanın yapılması, depreme yönelik tedbirleri almada ve yer seçimi kararları üretmede sağlıklı sonuçlar alınmasına yardımcı olacaktır.

5. Yeniden yerleştirme, yapı takviyesi, istimlak vb. giderlerde vatandaşlara da yardımcı olmak amacıyla bir Kentsel Dönüşüm Fonu kurulmalı ya da devlet güvencesine alınan bankalardan biri, Hazine'nin afetle ilgili fonları da aktarılarak bu konuda görevlendirilmelidir.

6. İstanbul bütününde, acilen üst ölçekli risk analizleri yapılmasına gereksinim vardır. Bugüne dek bu konuda kapsamlı bir çalışma gerçekleştirilememiştir. Bu analizler, alt ölçekteki ayrıntılı risk analizleriyle çakıştırılıp bütünleştirilmelidir. Bu çalışmaya bağlı olarak, ayrıntılı zemin etütlerinin yapılması, üst yapının tespiti, zemin yapı yoğunluğunun saptanması ve zeminde mikro-bölgeleme çalışmalarının gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

7. Geçmişte yapılan planlama çalışmalarında belirtilen analizler yapılmadığından çoğunlukla depreme ilişkin faktörlerin dikkate alınmadığı planlar üretilmiştir. Yukarıda sayılan çalışmaların yapılmasıyla İstanbul' da ki mevcut kent planlarının, elde edilen veriler ışığında, revize edilmesi gerekliliği doğacaktır. Bu çerçevede kentteki alt ve üst ölçekli planların yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesi ile kentsel gelişim sağlıklı bir plan altlığına kavuşabilecektir.

8. Afet planlarında belirlenecek olan ve afet sonrasında kullanılacak olan kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapılar gözden geçirilerek depreme dayanıklı hale getirilmelidir.

9. İstanbul, kültür mirası açısından son derece zengin bir kenttir. Deprem esnasında bu mirasa gelecek zarar, kültürümüzü temelinden etkileyecektir. Dolayısıyla İstanbul çapında gerçekleştirilecek bir envanter çalışmasıyla, arkeolojik mirastan sivil mimari örneklerine kadar tüm tarihi yapı stoğunun belirlenmesi, tespit ve tescil işlemlerinin tamamlanması, başta anıtsal yapılar olmak üzere, tüm tarihi yapıların rölevelerinin çıkartılması ve sağlamlık derelerinin saptanması, onarım gerektirenlerin bir an önce restore edilerek sağlamlaştırılması sağlanmalıdır. Bir "Tarihi Yapı Dokümantasyon Merkezi" kurulmak suretiyle tüm bilgiler bu merkezde toplanmalıdır.

10. İstanbul için bir deprem beklentisi, Boğaziçi ve şehrin kuzeyindeki yeşil alanların yağmalanması beklentisini de harekete geçirerek adeta meşruiyet kazandırmaktadır. Şehrin mevcut plansız gelişmesini körükleyecek böylesi bir yapılanmaya göz yummak yerine, mevcut kentsel dokudaki iyileştirmelere öncelik verilmelidir. Pilot projelerle, öncelikli alanlar saptanarak, kentsel yenileme ve rehabilitasyon uygulamaları yapılmalı; uygulamalara henüz yapılanmamış, ancak yapılanma potansiyeli yüksek alanlardan veya deprem sonrasında üzerindeki yapıların tümü ya da büyük bölümü yıkılmış boş yapı alanlarından başlanmalıdır. Bu projelere, devlet desteğinin yanı sıra uluslararası fonlardan da kaynak ayrılmalı; mülk sahiplerine uzun vadede ödeme ve faizsiz kredilendirme olanakları sağlanmalıdır.

11. Kısa vadede bitişik düzende yapılanmanın ve alt katlarda ticaret kullanımının engellenmesi sağlanmalıdır. Marmara Depreminin, en fazla bu tür yapıların hasar gördüğünü ortaya koymasına rağmen, İstanbul' da alt katı ticaret kullanımlı bitişik düzen yapılaşma hızla devam etmektedir.

12. Deprem anında sığınılacak toplanma alanlarının yaratılmasına önem verilmeli; bu amaçla kent içinde açık alanlar yaratılmalıdır. Bunun için kent içinde yer alan çöküntü alanlarının tespit edilip ayıklama suretiyle açık alanlar yaratılması bir yöntem olarak önerilebilir.

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi






Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım