23 Nisan 1999, Cuma




Kim daha akıllı?

Onlar dünyaya biraz farklı bakıyor. Farklılar ama her çocuk gibi yaşama sevincine sahipler. Okuyorlar, yazıyorlar, öğreniyorlar ve yaşıyorlar. Önyargının sizi onlardan uzaklaştırmasına izin vermeyin.

'İşte yazabiliyorum' der gibi yüzüme bakıyor. Tam bir meydan okuma...

Sınıfları çok popüler. Diğer sınıflar onları kıskanmaya başlamış

24 Mart 1999 Çarşamba... Acıbadem İlköğretim Okulu önüne aracımızı park ediyoruz. Ekip üç kişi; fotoğrafçı arkadaşım Aydın, Doğuş Anaokulu müdüresi Muhabbet Oğuzcan ve ben. Çok heyecanlıyım. Hayatımda ilk defa zihinsel engellilerle karşılaşacağım. Üstelik onlar çocuk. Aslında bu beni şaşırtıyor. Onlarla aynı toplumda yaşamak ama hiç karşılaşmamış olmak... Acaba sayıları mı az, yoksa başka bir neden mi var?

Sınıf okulun giriş katında. 12 öğrencinin 10'u sınıfta. Bizi görünce çok heyecanlanıyorlar. 'Muhabbet Teyzeleri'ni görünce ne yapacaklarını şaşırıyorlar ve onu öpücüklere boğuyorlar. Oğuzcan onlar için çok önemli biri. Aralarında gözle görülür bir bağ var. Oğuzcan bir gönüllü. Yıllardır eğitilebilir çocuklar için çalışıyor. Sık sık Acıbadem'e gelip çocuklarla ilgileniyor. Otistik Serdar, Muhabbet teyzesini bırakmıyor. Elleriyle önce kendi yüzünü sonra Muhabbet teyzesinin yüzünü yokluyor. 15 dakika süren öpüşme ve sarılma faslından sonra dikkatleri bize yöneliyor. Bir kısmı çekingen, bir kısmı gelip boynuma sarılıyor. Elinde fotoğraf makinesiyle arkamda duran Aydın'ı incelemeye başlıyorlar. Tülin, Okay, Okan, Işıl etrafımızı sarıyorlar; 'Bizim fotoğrafımızı çekmeye mi geldiniz?' Hiç beklediğim gibi değiller. Gayet normaller!.. Aslında onlardan biriyle hiç karşılaşmadığım halde nasıl birilerini bekliyordum bilmiyorum. 'Normal biri nasıl olur?'onu da bilmiyorum.

Sınıftaki heyecan biraz durulduktan sonra öğretmenleri Galip Güngör'le tanışıyorum. Karşılama merasimlerine alışık. Yüzünde sürekli bir gülümseme. Üstelik zor bir ortamda çalışmasına rağmen içten... Onlar Galip öğretmenin çocukları. 2 yıldır sürekli onlarla. ‘‘23 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Buraya sınıf öğretmeni olarak atandım. Bu sınıfta öğretmen yoktu. Bu tür öğrencilerin olduğu sınıflara pek gönüllü girilmiyor. Bu sınıfta benim de bir çocuğum olabileceğini düşündüm. Veli olarak çocuğum öğretmensiz kalsa üzülmez miyim?’’

Galip öğretmen eğitilebilir çocuklar konusunda özel bir eğitim almamış. Okumuş, araştırmış, öğrenmiş. Çocuklarla ilk tanıştığında hepsi içine kapanıkmış. Tek kelimeli cümleler kurarak konuşuyorlarmış. Bu beni şaşırtıyor çünkü aynı çocuklardan bahsediyorsak benim tanıştıklarım çok güzel konuşuyorlar. Hatta 6-7 tanesi okumayı öğrenmiş. Sınıfa girdiğimizde tahtada hayvan isimleri yazılıydı. O günkü dersleri 'hayvanlar'. Çocuklar tanıdıkları hayvanların taklitlerini yaparak öğreniyorlar. Öğretmenlerinin söylediklerini duyan minikler okuyup yazabildiklerini bana kanıtlamak için önlerindeki kağıtlara hayvan isimlerini yazıyorlar. Down Sendromlu Pelin'e bakıyorum. Önündeki kağıda tüm hayvan isimlerini yazıyor. 'İşte yazabiliyorum' der gibi yüzüme bakıyor. Tam bir meydan okuma... Çocuklardan bazıları 4-5 okul gezip hiçbir ilerleme sağlayamamışlar. İçlerinde Ahmet ve Yiğitcan gibi algılama güçlüğü olanlar var. Ancak bu okul onlara çok farklı bir ufuk yaratmış. İlerleme kaydetmişler. Galip öğretmen bu gelişimi şöyle anlatıyor: ‘‘İşin sırrı bol tekrar. Şu an piyasadaki hiçbir kitap bu çocukların seviyesine göre değil. Bu nedenle kendim hazırlıyorum. Resimleri görerek kavramları öğrenmeleri daha kolay oluyor. Hem oyun hem okuma yazma etkinliği şeklinde ders yapıyoruz.’’

Bazı meraklı çocuklar bizi izliyorlar. Işıl yaklaşıyor; 'Öğretmenimiz sınav mı oluyor?'

Merak ediyorum; bu çocuklar neden bir arada? Dışarıya çıktıklarında, bakkala gittiklerinde, minibüse bindiklerinde diğer insanlarla karşılaştıklarında psikolojik olarak etkilenmeyecekler mi? Onları sürekli beraber yaşatmak doğru bir şey mi? ‘‘Ben farklı olduklarını hissettirmemeye çalışıyorum. Dışarı çıktıklarında şaşıracakları doğru. Bazı insanlar onlardan kaçtığında neden olduğunu anlamayacaklar.’’

Peki aileleri... Ailelerle zaman zaman bir araya geliyorlarmış. İsteyen aile derslere girebiliyormuş. O gün Pelin'in annesi sınıftaydı. Güleryüzlü ama yüzündeki çizgilerin tümü bu yüzden değil. Yorgunluğunu gizleyemiyor. Galip öğretmen velilerin psikolojik açıdan yıprandığını söylüyor. Çünkü çocukların bazıları sürekli gözetim istiyor. Aralarında down sendromlu, mongol, otistik olanlar var.

Aydın çocukların fotoğraflarını çekiyor. Hepsi heyecanlı. Bazıları hala çekingen ama bir kısmı poz veriyor. Aslında onlar bu ilgiye alışkın. Sınıfları iki yıldır çok popüler. Hatta diğer sınıflar onları kıskanmaya başlamış. Çünkü 'Mahallenin Muhtarları'ndan tanıdığımız Erkan Can (çocukların Temel Abisi) sınıfı ziyarete gelmiş. Bu ziyaret sırasında Temel Abi'lerine söz vermişler; sütlerini içecekler, annelerini üzmeyecekler, ödevlerini yapacaklar. Sözlerini tutarlarsa Temel Abi tekrar ziyarete gelecek. Sınıftan çıkarken ben de söz alıyorum. Ödevlerini yapacaklar, okuma-yazma bilmeyenler öğrenecek. Sonra ben de onları ziyarete gideceğim ve bana bu yazıyı okuyacaklar.

Günün sonunda ben de onlardan bir ders alıyorum. Asla bilmediğin konularda önyargılı olma!..



Copyright 1999   Hurriyet

| Hurriyet Ana Sayfa | Ana Sayfa