KREMALI ÇORBASI

MALZEMELER

60 gr (4 çorba k.) margarin
60 gr (8 çorba k.) elenmiş un
1 1/2 litre (6 su bardağı) tavuk ya da et suyu
250-350 gr taze sebze (küçük parçalar halinde doğranmış)
1/2 çay k. tuz
taze çekilmiş karabiber
100 ml (2/5 su bardağı) krema
50-75 gr taze sebze ya da et (küçük parçalar halinde doğranmış)



CEVİZLİ KADINBUDU KÖFTE

MALZEMELER
1/5 su bardağı pirinç
2 yemek kaşığı Sana yağı
1 adet kuru soğan
500 gr kıyma
½ su bardağı iri çekilmiş ceviz
1 demet maydanoz
Tuz-karabiber
1 su bardağı ayçiçek yağı
1/2 su bardağı un
3 adet yumurta




PATLICANLI PİLAV

MALZEMELER
2 su bardağı pirinç
3 yemek kaşığı Sana Creme Bonjour
3 su bardağı et suyu
1/2 demet dereotu
Tuz, karabiber



ÇİKOLATALI İRMİK HELVASI

MALZEMELER
1 ½ su bardağı irmik
100 gr margarin
1 ½ su bardağı şeker
3 yemek kaşığı kakao
2 su bardağı sıcak su
½ su bardağı iri çekilmiş fındık

Sosu için: 1 paket siyah çikolata
½ çay bardağı süt
100 g. Sana yağı





Devamı için tıklayın


MÜSLÜMANLIĞIMIZI MODERNLEŞTİRELİM

  • Kuran her dönemde yeniden yorumlansın

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, Hürriyet'e yaptığı tarihi açıklamada Müslümanlığın güncelleştirilmesi gerektiğini, Kuran'ın yeniden yorumlanmasına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, Müslümanlığın güncelleştirilmesi, rasyonel düşünce ve bilgi ile geliştirilmesi gereğinden, Kuran'ın yeniden yorumlanması ihtiyacına, Diyanet'in Aleviler karşısındaki tutumundan, camilerden hoparlörle okunan ezanın ayarına kadar birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Bardakoğlu'nun sorularımıza verdiği yanıtlar özetle şöyle:

    SORGULAYALIM

    Din ile modernlik, din ile hayatın çağdaş dünyaya bakan yönü arasında bir çatışma olmaz. Din evrensel bir geçerlilik teziyle gelir. Her bir toplum ve birey dini kendi dünyasına indirerek, kendi dünyası ve imkanları içinde dindarlığını kurarak dini aktüelleştirir. Öyle olunca biz dini değil kendi dindarlığımızı, yani Müslümanlığımızı modernleştirmeliyiz. Yani dindarlığımızı yenileyebiliriz, kendi şartlarımıza göre sorgulayıp düzenleyebiliriz. Yapılması gereken budur.

    DOĞRU OKUYALIM

    Bu, sırtını içinde yaşadığı topluma dönen, ona gözünü kapayan değil; çağını ve toplumunu doğru okuyan, gören ve dikkate alan bir dindarlık anlayışıdır. Dinde reform olmaz ama dindarlığımızda yenilenme olur, devamlı yenilenme olur. Nitekim İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, 'Müslüman her sabah Kuran'ın o gün yeniden indiği bilinciyle uyanmalı ve hayata bakmalı' derdi.

    RASYONEL OLALIM

    Dinin kaynakları belli, öğretisi genel ve açıktır. Dinin gösterdiği hedeflere koşmak, getirdiği ilkeleri anlamak, yorumlamak ve onların içini doldurmak muhatabın, yani birey olarak bizlerin işidir. O da her dönem ve şartta elbette farklı olacaktır. Bunun için dini değil dindarlığımızı sorgulamalıyız, diyorum. Bu da elbette rasyonel bilgiyle, eleştirel ve sorgulayıcı bir yaklaşımla mümkün olacaktır.

    ANLAMLANDIRALIM

    Dinin temel kaynakları hariç geçmiş asırlara ait herhangi bir kitaptaki dindarlık çizgisi bizim için model ve aynen alınması gereken örnek değil, belki fikir verici bir tarihsel tecrübe niteliğindedir. Kendi dindarlığımızı sorgular ve yenileştirirken gözümüzü ve zihnimizi tarihe asılı kalmaktan kurtarmalı, etrafında olup biteni okuyan ve insanlığın ortak tecrübelerine anlam vermeye çalışan ve kendimiz de anlamlı işler yapan kimseler olmalıyız. Modernlik veya dindarlığımızı güncelleştirme derken bunlar kastedilmektedir.

    TEDİRGİN ETMEYELİM

    Bir insan hem iyi bir Müslüman, hem modern bir vatandaş, etrafını tedirgin etmeyen ve güven veren, bilgiyi ve bilgi ekseninde gelişimi, yenilenmeyi göze alan ve bundan korkmayan, özgüveni olduğu için başkasına özgürlük alanı tanıyan modern birey olabilir. Dindarlığımızı devamlı denetlemek ve gözden geçirmek zorundayız. Bu, mevcut din anlayışımızdan ve dindarlık tarzımızdan vazgeçmek anlamına gelmez.

    YANLIŞTAN DÖNELİM Belki gelişmeye açık olmak, doğru bilgi karşısında yanlıştan vazgeçmek ve dindarlığımızı kendimiz ve toplumumuz için anlamlı kılmak demek olur. Çünkü sağlıklı dini bilgi ve onun rehberlik edeceği dindarlık, bir özgüvendir, iç huzurudur. Kendinle ve toplumla barışık olabilmektir. Dini taşınması gereken bir yük değil, huzur ve mutluluk kaynağı görmek demektir. Çağdaş hayat, bilim ve din arasında bir bağ kurmak zorundayız. Türkiye, diğer ülkelere göre bu eşiği aşmış veya aşabilecek durumdadır.

    TÜRKİYE'YLE ÖVÜNÜYORUM

    Modern dünyada dinin yeri ve işlevi nasıl olmalıdır? Yani dini örselemeden, insanlarımızı da rencide etmeden bu birlikteliği nasıl gerçekleştirebiliriz? Bu, bütün din bilginlerinin bugün kafa yorduğu bir konudur. Övünerek söyleyebilirim ki, ülkemizin din bilimleri alanındaki bilgi birikimine sadece bizim değil, bütün İslam dünyasının ve Türk dünyasının ihtiyacı vardır.

    EKLENTİLERİ DİNİN ÖZÜNDEN AYIRMAK GEREK

    Biz mesela İslam'ı anlarken ve anlatırken onun aslı ve özü ile ona tarihsel süreçte eklenmiş ilaveleri, mahalli ve kültürel eklentileri birbirinden ayırmak, ikincileri din olarak görmekten vazgeçmek zorundayız. Ancak hemen belirteyim, bu zorunda oluş yasal zorlamanın veya kurumsal dayatmanın değil, sağlıklı bilginin ve iyi işleyen metodik bakışın bizi götürdüğü tabii tercihler olmalıdır.

    AYIRAMAZSAK TAASSUP BAŞLAR

    Dinle dini olarak görülen arasında bu ayrımı yapamaz ve tarihte dini yaşarken sonradan yapılan ve o gün için anlamlı olan eklentileri de günümüz dindarlığının gerekli bir parçası olarak görürsek, kendimizi sorgulamamız ve dindarlığımızı aktüel hale getirmemiz mümkün olmaz. Üstelik bu yöndeki telkin ve çabaları dine yapılmış saldırı olarak göreceğimizden gereksiz, hatta dinin aslına zararlı bir reaksiyon içine de girebiliriz. Bu aynı zamanda taassubun başlangıç noktasıdır.

    DİN, ESKİDE KALMAK DEĞİL

    Bu alanda yapacağımız önemli bir hizmet, tarihten gelen ilavelerin ve din olarak görülmüş eklentilerin gerçekte din olmadığını, dinin özde bunlardan daha yukarıda, üst metafizik bir açılım olduğunu ve bütün kuşakları, dönemleri, coğrafyaları ve değişimleri kapsayan genel bir bakış ve değer olduğunu insanımıza anlatmaktır. Çünkü din, belli bir zamanda Arabistan'daki insanlara o günkü şartlar altında yaşanmak için gelmiş ve kapanmış bir hadise değildir.


    6 Ekim 2004 / Süleyman DEMİRKAN / Hürriyet


  •  

    Avusturya ile 1739’da imzalanan barış anlaşmasından sonra yapılan sınır ölçümleri sırasında Avusturyalı bir general, Türk heyetinde bulunan...














    Ana Sayfa | Son Dakika | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
    Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
    İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım

    © Copyright 2009 Hürriyet