|
|
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
|
| MURAT BARDAKÇI'NIN RAMAZAN ÇADIRI |
PADİŞAHIN YOLUNU KESEN DELİYİ EVLİYA ZANNEDİP BÜYÜ ÇÖZDÜRDÜLER
Sabri adındaki bir Bektaşi dervişi, 1790’ların sonunda bir gün zamanın hükümdarı Üçüncü Selim’in yolunu kesti ve ‘Seninle şeriat davam var!’ diye bağırdı.
Deli olduğu anlaşılan derviş tımarhaneye kondu, defalarca kaçıp yakalandı ama bu arada halk arasında ‘evliya olduğu’ yolunda söylenti çıktı ve tımarhane ziyaretçi akınına uğradı.
OSMANLI İmparatorluğu’nda ‘padişah’ dendi mi, akan sular dururdu. Halk tarafından insanüstü varlık gibi görülen padişahlar, devletin genellikle mutlak hákimi idiler.
Ancak padişahları zaman zaman eleştirenler yahut yolunu kesenler de çıkar ve halkın şaşkınlıkla bu kişileri evliya mertebesine yükselttikleri olurdu. Sultan Üçüncü Selim’in bir gün cami dönüşünde yolunu kesen meczup dervişin halk tarafından evliya kabul edilmesi, bu aşırı yüceltmenin örneklerindendi.
Cabi Tarihi’nin yazdığına göre, Mahmudpaşa Camii’nde 1790’ların sonunda kıldığı bir cuma namazı sonrasında kalabalık bir alayla Topkapı Sarayı’na geri dönen Üçüncü Selim’in yolu, Cağaloğlu’ndan geçtiği sırada Sabri isimli bir Bektaşi dervişi tarafından kesildi.
Çektiği esrar yüzünden kafası dumanlı olan Bektaşi, alayın önüne geçerek padişaha hitaben ‘Seninle şeriat davam var!’ dedi.
Dervişin hareketine sinirlenen birkaç saray görevlisi, Sabri’yi itip kakmaya başladı. Üçüncü Selim, adamlarına müdahale edip dervişi bırakmalarını buyurdu ve Bektaşi’ye dönerek ‘Nedir davan, söyle!’ diye sordu ama ilginç bir karşılık aldı: ‘Böyle dava yol üzerinde görülmez. Allah’ın emrine razı isen, bir yer seç’.
Üçüncü Selim, adamlarına ‘Dervişi vekilim olan sadrazama götürün’ diye emretti ve Derviş Sabri, sadrazamın huzuruna çıkartıldı.
Ama bu defa daha da garip bir söz etti ve sadrazama ‘Bu iş sadece sana söylenmez! Valide Sultan’ın káhyası ve diğer adamlar da burada olmalı. Hatta, Kapdan Paşa bile olmalı’ diyerek işi büyüttü.
Sadrazam sinirlendi, ‘Bu herifin ne dediği belli değil. Alın, Kapdan Paşa’ya götürün. Paşa dervişin istediği adamları çağırıp yüzleştirsin ve davasını görsün’ dedi.
O günlerde Rumeli’de eşkiyalık yapan Pazvandoğlu Osman Paşa, Bektaşiler ile işbirliğine girmişti ve bu durumun da dervişten sorulması gerekiyordu.
Üstelik, o tarihten birkaç sene önce Üçüncü Selim’e karşı benzer bir hareket yapılmış, padişah cuma namazı için gittiği Ayasofya’da taşlanmıştı. Bir Özbeğin attığı taş padişahın bulunduğu yerin kafesini kırmış, muhafızlar taşı atanı yakalayarak Topkapı Sarayı’nın girişinde idam etmişlerdi.
Namaz dönüşü cesedi gören padişah ‘Acaba bu adam cesareti nereden aldı? Sordunuz mu?’ dediğinde, adama birşey sorulmadığını öğrenince öfkelenmişti.
Bu eski hadise hatırlanınca derviş göz hapsine alındı. Ancak Bektaşi Sabri’den hadisenin esrarını çözecek birşeyler öğrenmek mümkün olmadı ve derviş, Sultanahmet Tımarhanesi’ne kondu.
Ama, Sabri’yi tutmak mümkün olmadı ve tımarhaneden kaçtı. Görevliler ‘Dervişe zincir çare etmiyor. Birkaç zincir ile bağladıktan sonra odasının kapısını kilitleyip kapının halkalarına da odun sokuyoruz.
Buna rağmen derviş zincirlerinden kurtuluyor. Peşinden koşuyoruz ama bu defa odasında olduğunu görüyoruz. Biz aciz kaldık’ diyorlardı.
Bektaşi dervişi, birkaç gün sonra şehirde gezerken yakalandı ve tımarhaneye geri getirildi ama Sabri’yi bir anda yüzlerce kişi ziyarete başladı.
Ziyaretçilerin kimi dervişin kerametine inanıp duasını almak istiyor, kimi de büyü çözdürmeye çalışıyordu. Tımarhaneciler ise gelen herkesten yüklü miktarda para almaya başlamışlardı.
Derviş Sabri, bir müddet sonra tımarhaneden yine kaçtı, bir gemiyle memleketi olan Rumeli taraflarına gitti ve izine bir daha rastlanmadı.
(24 EKİM 2004 / HÜRRİYET)
|
 |
|
 |
|
|
|