Çocuklar daha çok etkileniyor

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Altındişli ilaç kalıntı miktarlarının yasal değerlerin altında olsa bile hiç bir zaman sıfır olmadığına dikkat çekerek zaman içinde ortaya çıkan yeni bulgularla birlikte kalıntı limitlerinin sık sık değiştiğini anlattı:

"Her tarım ilacı için belirlenen bir kalıntı miktarı değeri var. Eğer analiz sonucunda tarım ilacı kalıntısı belirlenen sınır değerinin altında ise tehlikeli olmadığı kabul edilir. Bu sınır değerleri, araştırma ve risk hesaplamaları sonucunda saptanıyor. Ancak yeni analiz teknikleri sonucu birkaç yılda bir ülkeler sınır değerlerini bazen birkaç kat bazen onlarca kat azaltıyor. Hatta bazı ilaçları tamamen iptal ediyorlar. Bu noktada sorulması gereken soru, düşürülen yeni kalıntı limitinden önceki limite göre o gıdayı yıllarca tüketen insanın bu kimyasal maddeye maruz kalmış olduğudur ve yeni değerin ileride ne olacağının belirsizliğidir.

Üstelik bu değerler genellikle ortalama yetişkin bir insanın vücut ağırlığına ve günlük tüketim miktarı ile alışkanlığına göre saptanan değerlerdir. Oysa bu ağırlığın çok altında olan bebek ve çocuklar hem dokularının yetişkinlere göre daha hassas olması, hem bağışıklıklarının daha yeni kurulmaya başlaması ve hem de yaş ve kuru meyve ile sebzeyi en çok tüketen grup olmaları nedenleriyle daha çok risk altında.

Kanser ve kan hastalıklarına yakalanma yaşının günümüzde bebeklik ve çocukluk dönemlerine kadar inip arttığı bilinen bir gerçektir. Zararlı kimyasallar her zaman akut olarak bir günde hastalandırmayıp bazen de yıllarca yağ dokularında birikerek ortaya çıkabilmektedir, tıpkı nitrat bileşiklerinde olduğu gibi. "

Kimyasal gübrelerin sadece sağlığa değil çevreye de zararlı olduğunu hatırlatan Altındişli, hatalı kullanıldığında toprakların uzun vadede tuzlanmasına veya asitleşmesine neden olduğunu, özellikle azotlu gübrelerin yer altı sularına ve içme suyu kaynaklarına karıştığını söyledi.

Organik tarımın teşvik edilmesi gerektiğini düşünen Doç. Dr. Altındişli'nin verdiği bilgilere göre Türkiye'de bugün 95 ayrı organik ürünü üretiliyor. 1984-85 yılında kuru üzüm ve kuru incirle başlayan organik tarımda 2000 yılı istatistiklerine göre 18 bin 357 üreticinin yetiştirdiği organik ürün miktarı 230 bin ton. Bunlar arasında kuru üzüm, incir, kayısı ve fındık başı çekiyor. Ancak tıbbi bitkilerden gül suyuna, tahıllardan pamuğa ve tekstile kadar uzanan farklı ürünler de üretiliyor.

Organik tarımın bir yaşam biçimi olarak düşünülmesi gerektiğini belirten Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Altındişli, normal tarım ürünlerindeki ilaç kalıntı miktarlarının yasal değerlerin altında olsa bile hiç bir zaman sıfır olmadığına dikkat çekti.

(Hürriyet)


Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım